1 KG LİYAKAT YERİNE, 5 KG SADAKAT VERSEK …!?

Üretim bandının başında durup, gecenin bu vaktinde harıl harıl çalışan çoğu asgari ücretli işçileri izliyordu yönetici. Kış mevsimiydi, müthiş bir ayaz vardı ama Allah’ tan hem ısıtma sistemi, hem de sürekli dönen bantların ve paletlerin ısısı dışarıdaki soğuğu hissettirmiyordu. “Tam 25 yıl” dedi “Bugün 25 yıl doldu. Bu kadar yıllık emeği yedirir miyim ben size? Tabir caizse saçımı süpürge edeceğim, doğru dürüst izin bile kullanmayacağım, her zılgıta “amenna” deyip sineye çekeceğim, bu kadar fedakarlık ve sadakatten sonra da bir-iki zibidiye koltuğu teslim edeceğim. Hem de dışarıdan gelen, fabrika nedir görmemiş, üretim nedir bilmeyen, ne makineyi ne de işçi takımını tanıyan, iki vardiya amirine bir posta koyamayacak, başlarını şöyle bir güzelce ezemeyecek,  hanımevladı züppelere ha. Yok daha neler !!”

Patronun ne düşündüğünü anlayamıyordu açıkçası. Son toplantıda şu ana kadar hiç istemediği raporları talep etmiş, işçi başı verimlilik, saat başı verimlilik, fire oranları, müşteriden iade oranları, stok zayi oranları gibi daha önce hiç sorgulamadığı rakamları sondajlamış, kendi fikrince de bazı sonuçlara varmıştı. Üstüne üstlük artık her üretim tipi için ayrı bütçe yapılacağını, herbirinin karlılık ve sapma analizlerinin takip edileceğini, verimsiz imalat kalemlerinden vazgeçileceğini, her birimin bir kar merkezi olarak değerlendirileceğini, naktin dolayısı ile tahsilatın çok önemli olduğunu söylüyordu. Kim sokmuştu bu fikirleri kafasına? Oysa kendisi ağabeylerinden ne görmüşse yıllarca bunu uygulamıştı, hem de büyük bir fedakarlık ve sadakatle. Şirket bu günlere kadar gelmişti ya, daha ne istiyorlardı? Bütün krizlerden sağsalim çıkılmıştı, müşteri kayıpları vardı, doğru, rakipler de daha hızlı büyümüşlerdi, karlılık ta düşüktü ama bu sektör zaten hep böyle değil miydi? Kendi suçu muydu bütün bunlar?

“Hep” dedi “hep o yeni gelenin başının altından çıkıyor bütün bunlar. Zaten yeniler hep el üstünde tutulur. Neymiş, yeni yönetim teknikleri, motivasyon, liderlik, müşteri memnuniyeti, verimlilik, enerji, sinerji, empati, daha bir sürü ıvır-zıvır, zart-zurt. Okuyorlar kitapları, sonra da gelip şov yapıyorlar buralarda. Halbuki hamallığı yapan biz, parayı kazanan onlar. Bir de yabancı dilleri olunca havalarından geçilmiyor zıpırların. Adamın aklını iyice karıştırdı süslü kelimelerle, adamcağız da bir şeyler var zannediyor beyefendide. Organizasyon şeması değişti, yeni görev tanımları yayınlandı, hem de benim yetkilerim ve oyun alanım daraltılarak. Benim üstüme üstüme geliyorlar. Dur bakalım ben senin ipliğini pazara çıkarmaz mıyım?”

Kafasına koymuştu, her ne pahasına olursa olsun hem kendisini hem de şirketi ve patronu bu beladan kurtaracaktı. Tamam, kendi donanımı O’ nunla başa çıkacak kadar iyi değildi amma velakin bazı kısayollar ve taktikler de vardı ki bunları da o çocukcağız bilemez, bilse de uygulayamaz, eline yüzüne bulaştırırdı. Kendisi de bazı ağabeylerinden öğrenmişti bu taktikleri, tecrübe gerekli idi bunları başarabilmek için. “Madem öyle, işte böyle” dedi kendi kendine.”Yarın sabahtan itibaren benim oyunumu oynayacağız”.

Sonrası uzun ve bildik bir hikaye. Yönetici tüm sadık adamlarını, kendisinin de üyesi olduğu sadakat çemberi mantığı ile, yeni olan tüm uygulamalara ve çalışanlara karşı kışkırttı, gerekiyorsa tehdit etti. Patronu yeni ekibin işe yaramazlığı hususunda sürekli bilgilendirdi !! Yeni uygulamaların başarısı çok kısa bir sürede görülmeye başlansa da, uygulamaları sabote etmek için tüm gücünü kullandı. Tabii ki bunları aşikar bir şekilde, gözüne sokar gibi yapmıyordu, ustalığı da buradaydı işte. Kurbağa haşlanıyordu ama farkında değildi! Allah için hiçbir kötü niyeti yoktu, zaten kendisi de bir fazilet timsali idi..!Yeni ekip ise, başlarını çeken yönetici ile birlikte şirketi içine düştüğü sarmalden çıkarmak için gece gündüz çalışıyor, kimsenin de iyi niyetinden zerre kadar şüphe duymuyordu. Öyle ya doğru olana, yararlı olana, umumun menfaati için olana kim karşı çıkardı ? Hayır, hiç kimsenin kötü niyetli olmayacağına eminlerdi. Şirket yeni bir ivme yakalamıştı, uğraştıkları, kişiler değil fikirlerdi, iyiler de her zaman kazanırdı zaten. Şirket sağlıklı bir şekilde büyüyecek, kendileri de kariyerlerini büyüteceklerdi.

Ya patron?? Açıkçası yeni söylenenler ve uygulananlar iyiydi hoştu ama biraz da gözünü korkutmuştu. Eğitim giderleri, personele jestler,  motivasyon ve liderlik aktiviteleri, vs..vs…, bunların hepsi paraydı, değer miydi, kendisi de karar veremiyordu. Rakamlar iyileşmeye başlamıştı, verimlilik te artıyordu ama kendisi de yetkisini bayağı bir delege etmek zorunda kalmıştı. Korkuyordu açıkçası…Çok mu açılmaya başlamıştı acaba?

Sözü uzatmayalım…İhtimallerden kötü olan gerçekleşti. Yenilikçi ekip mücadeleyi kaybetti. Statuko kazandı. Şirket hergün biraz daha kötüye gitti. Geri dönülmez nokta gelmişti. Patron yöneticiyi yanına çağırdı bir gün. Hiddetten köpürerek “Sen” dedi “elime geçen son fırsatı da senin yüzünden kaybettim. Herşeyin müsebbibi sensin. Sende zerre kadar liyakat yokmuş meğer”

Yönetici odadan kaçarcasına uzaklaşırken “Ama” dedi ” ama ya sadakatim? Hiç mi değeri yok ??”

Değerli okuyucularım; tabii ki var. Sadakat bir insanın sahip olabileceği en büyük erdemlerden…Ama hakikati ve liyakati örtmemek, örttürmemek kaydıyla.

Biz “emaneti ehline tevdi etmek” yükümlülüğüne atfeden bir kültürden geliyoruz. “Benim gözümde liyakatsiz sadıkların sadakati, yerine göre, bazen sadakat değil, ihanettir”…Hem o mevkileri  gerçekten hakedenlere, hem topluma, hem de patronlarına ihanet. Aslında “helal kazanç” düsturunu göz önünde bulundurursanız, kendi kendilerine de ihanet…

Bu hikayecik pekçok kez yaşanmıştır, halihazırda pekçok yerde yaşanıyordur ve pekçok kez de yaşanacaktır. Tarih tekerrür eder miydi hiç ders alınsaydı?

Ne demiş atalar; “kıssadan hisse”…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

17 Kasım 2011 – 21:31

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

7 Responses to 1 KG LİYAKAT YERİNE, 5 KG SADAKAT VERSEK …!?

  1. AYSEL KUTLU dedi ki:

    Okuduğum en güzel betimlemelerden bazılarını içeriyor bu yazı, tebrik ediyorum. Yaşananlara çok güzel bir ayna olmuş. Benzerlerini de sabırsızlıkla bekliyorum…

  2. Levent dedi ki:

    Hikaye çok tanıdık, iş hayatının tam kalbinden ve her firmada yaşanan, yaşanmakta olan bir mücadele… Tasvirler ve üslub çok güzel. Devamını bekliyoruz… Selamlar.

  3. Sude Naz dedi ki:

    Yazınızı okudum, çok beğendim. Sizi tebrik ediyor ve de yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

  4. Nazmi kutlu dedi ki:

    Evet kardeşim harika bir yazıydı… Ben de acizane bir şeyler ekleyeyim. Bir şirketin üst düzey yöneticisi gene senin yazında olduğu gibi yönetim kuruluna çalışmadığı ofisinde hep sohbetle vakit geçirdiği bazen de mesai saatlerine uymadığı yönünde ihbar ediliyor. Yönetim kurulu bir iki kişiyle olayın doğruluğunu araştırıyor. Oysa şirkette herşey yolunda gitmekte, karlılık her geçen sene artmaktadır. Şirket yönetimi bu genel müdürün maaşını soruşturur. 25.000 dolar olduğunu öğrenir. Sadece oturarak sohbet ederek vakit geçiren bu yöneticinin maaşını çok bulurlar. Maaş zammının görüşüleceği dönemde yönetim kurulu genel müdüre zam yapamayacaklarını aksine maaşında kesintiye gideceklerini söylerler. Genel müdür teşekkür ederek işinden ayrılır. 10.000 dolara başka bir genel müdür bulurlar. Fakat bir süre sonra üretim kayıpları, imalat hataları başlar. Siparişler yetişmez olur. Yönetim kurulu o kişileri tekrar yeni genel müdürün odasına kontrole gönderirler ama zavallı genel müdürün odası tıklım tıklımdır. Ustabaşları, pazarlamacılar, hammadde tedarikçileri ve aynı zamanda da durmak bilmeyen telefon görüşmeleri. Genel müdürün çok çok fedakarca çalıştığını anlatırlar yönetim kuruluna. Bu defa da fabrikayı gezerler, bir bakarlar ki bantlar durmuş fabrika susmuş. Ustabaşlarına bunun nedenini sorarlar. Yeni genel müdür üretimin her aşamasında kontrolün kendisinde olacağını, kendisi izin vermeden üretime geçilmemesi gerektiğini, her arızadan muhakkak haberdar edilmesini istediğini, aksi taktirde sorumlular hakkında soruşturma açacağını söylemiştir. Oysa zavallı genel müdürün başını kaşıyacak hali bile yokmuş odasındaki yoğunluktan. Ustabaşları eski genel müdürün kendilerine insiyatif tanıdığını dolayısıyla böyle zaman kayıpları yaşanmadığını, pazarlama ve satınalma departmanlarının üretime paralel hızda çalışmalarından ötürü duraksama olmadığını söylemişler. Bunun üzerine eski genel müdürün kapısı çalınır ve kendisine eski işi teklif edilir. Genel müdür bunu kabul edebileceğini söyler yalnız bir şartı vardır. “Maaşım 50.000 dolar der” gülerek.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Sevgili müdürüm / abiciğim;

      Her zamanki gibi farklı bir açıdan bakıp yine hedefi 12′ den hem de mizahi bir tarzda vurmuşsun. Çok teşekkür ediyorum katkın için…

      Selamlar, sevgiler

  5. Sezai Şaklaroğlu dedi ki:

    Lütfüllah bey,

    Yazılarınızın, bir takım retoriklerden öte tecrübelerin ürünü olduğu gayet belli ve bu anlamda son derece zihin açıcı buluyorum. Takipteyim…

    Selam & Saygılar

    Sezai

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Sezai Bey;

      Tecrübe, hayal gücü, empati, okuduklarımız, gördüklerimiz…Hepsi bir senaryo oluşturuyor açıkçası. Tabii ki yaşananlar var, yaşanma ihtimali çok yüksek olanlar var. Mesajı doğru iletebiliyorsa ne mutlu bana.

      Selamlar, sevgiler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s