EMREDİYORUM : MOTİVE OL ..!!

Kuzey Kore liderinin ölümünden sonra, bir ülkenin tüm vatandaşlarının zorla ağlatılması, yas tutturulması görüntülerini şaşkınlıkla izlerken şöyle düşünmüştüm : “Motivasyona bakar mısın? Bir milleti 11 gün boyunca ağlatmak için acaba hapis cezası yetecek mi ??” Öyle ya “itici güç sopa da olsa, havuç ta olsa” akla ziyan bir durumdu ortaya çıkan. Konunun aşağıda okuyacağınız versiyonu ile çok alakası yok Kuzey Kore örneğinin ama vesile oldu “motive olmak / motive etmek” kavramlarını tekrar düşünmeme ve bu makaleyi yazmama. Çok sıklıkla kullandığımız bazı kavramlar var ki, bazen biraz ezbere telaffuz ettiğimizi düşünüyorum, en azından bu eleştiri şahsım için geçerli, “motivasyon” da bunlardan biri. Liderlik ve yöneticilik vasıflarının vazgeçilmezlerinden biri olarak görülen “motive olmak ve motive etmek” nedir, ne değildir benim dağarcığımda birikenlere, yaşadıklarıma, tuttuğum notlara göre ??

Herşeyden önce her bireyin, her ekip üyesinin “eşsizliği, münhasırlığı, tekliği ilkesi” var. Bu prensip iyice anlaşılıp “merkeze konulmadıkça” “motivasyon” kavramının çok doğru değerlendirilebileceğini düşünmüyorum. Büyük liderlerin ekiplerindeki herbir ferdin “güçlü noktalarını” çok iyi bildiklerini ve “bu gücü sonuna kadar kullandıklarını” görüyoruz. Sözkonusu liderler bu amaç doğrultusunda ciddi zaman harcıyorlar, ekip üyelerinin reaksiyonlarını inceliyorlar, dinliyor, gözlemliyor ve bu notları beyinlerine kazıyorlar. Ekip üyelerinin “hem güçlü hem de limitli yönlerini” öğreniyor ama “sadece güçlü” yönleri üzerinde yoğunlaşıyorlar. Bir başbakanın kabinesini yönetmesiyle, bir CEO’ nun ekibini yönetmesi arasında çok fark yok. En temel kaide oyunun “dama” değil, “satranç” olduğunu bilmek. Yıllar önce okuduğum bu benzetme beni öylesine etkilemiş ki, motivasyon konusu gündeme gelince hemen bu örneği kullanıyorum. Yani “bireyler damadaki gibi hep aynı yöne giden, aynı hareketleri yapan, birbirinin aynısı, isimsiz, kişiliksiz taşlar değil”, daha ziyade “satrançtaki gibi farklı güçleri ve hareket kaabiliyetleri” olan figürler. Bir atı nasıl fil gibi oynayamaz, ya da piyonu vezir gibi hareket ettiremezseniz, motive etme yeteneğinin ardında da bu bakış açısının yattığına inanıyorum. Lider / yönetici için önemli olan herbir ekip üyesinin güçlü noktalarını ve ilerleme tarzlarını bilip, bu “taşları koordineli bir atak” için kullanabilmek, aynen satrançta olduğu gibi. Aksine herbirine aynı ve tekdüze oldukları varsayımı ile yaklaşılırsa, oyun satranç olmaktan çıkıp, damaya dönüşüyor ve ortaya “emirle yürütülmeye çalışılan fakat bir türlü yürütülemeyen bir motivasyon ve verimsizlik” tablosu çıkıyor.

Çevremizdekilerin motive edilmesi yönünde “şahsa münhasır” bu yaklaşımın çok önemli birkaç faydası var;

1- Bize zaman kazandırıyor : Şahısların güçlü yönlerine yönelik görevlendirmeler, projeler, atamalar işlerin çok daha hızlı yürümesini sağlarken, verimsizliği, doğal olarak ortaya çıkan rol çatışmalarını ve ihtilafları engelleyip liderlere ve kurumlara ciddi zaman kazandırıyorlar.

2- Herbir şahsı daha “sorumlu” ve “verimli” yapıyor : Güçlü yönlerine hitap eden bir ortamla yüzleşen şahıslar hem yaptıkları işlere “dört elle” çok daha fazla sarılıyor, daha büyük bir sorumluluk duygusu yaşıyor, hem de çok daha verimli oluyorlar.

3- Çok daha güçlü bir “takım ruhu” oluşturuyor : Güçlü yönlerini sonuna kadar kullanabilen bireylerden biraraya gelen takımlarda, üyeler arasında büyük bir “bağımlılık” ve “güven” duygusu oluşuyor. Takımın ortak kazancı için herkes “aynı gemide” olmanın bilinci ile takım arkadaşına hem güveniyor hem de gereksiz ihtilaflardan uzak duruyor.

4- Liderin dünyasında da sağlıklı “dönüşümlere”, yeni “meydan okumalara” kapı açıyor : Ekibin herbir üyesini “motive etmek” için uygulayacağınız, şahısların güçlü yönlerinden sonuna kadar faydalanılmasına yönelik beyin fırtınaları ve karşılıklı etkileşimler liderlerin ve yöneticilerin de kendi “manevi ve entellektüel dünyalarını zinde” tutuyor, sürekli “istim üzerinde” olup “durağanlaşma ve içe kapanma” tuzaklarına engel oluyor.

Ortada bu kadar çok kazanç sözkonusu iken, bu konuya liderlerin / yöneticilerin gereken zaman ve enerjiyi ayırıp, ajandalarının en tepesine yerleştirmemeleri mantıksızlık olmaz mı ?!

Sözün özü bence motivasyon yeteneğimiz herbir ekip üyemizin güçlü yönlerini doğru teşhis edip bunları harekete geçirmek ve sürekli “beslemekle” ilgili. Besleme dediğinizde de ön plana “eğitim” ve “iş yapış tarzı” çıkıyor. Benim algım ve tecrübelerim, eğitim ve iş yapış tarzında üç farklı karakterin var olduğu yönünde ;

“Analiz ederek” öğrenenler / uygulayanlar

“Yaparak” öğrenenler / uygulayanlar

“İzleyerek” öğrenenler / uygulayanlar

“Öğrenme tarzını” belirlemeden, dahası öğrendiklerini yaptıkları işe “yansıtma metotlarını” keşfetmeden, en çok potansiyel vaad eden ekip üyeleri dahi bir süre sonra satranç tahtası üzerindeki “stratejik” bir taştan, sıradan ve tekdüze bir “dama figürüne” dönüşüveriyorlar. Bence, motivasyon kavramının “merkezinde bu yaklaşım” yer alıyor; kim “at” gibi hareket etme esnekliğine sahipken, isimsiz bir “dama taşı” gibi sadece ya bir kare ileri ya da bir kare yana gitmek ister. Ya da “vezir” gücüne sahip bir şahıs neden tahtayı baştanbaşa tek hamlede geçmek varken, birer-birer ilerlesin..! Yanlış anlaşılmasın, burada bahsettiğim basamakları kademeli olarak yükselip zirveye ulaşmak yerine paraşütle zirveye kondurulmak değil, sadece “yeteneklerin ve güçlü yönlerin taltif edilip hakettiği oyun alanının kendisine verilmesi”. İşte gerçek motivasyon bu.!! “Para” asla tek başına yeterince güçlü bir motivatör değil, diğer tüm maddi kazançlar da. “Asıl güç, doğru gözlem, destek, takdir ve taltifte yatıyor”. Çok beğendiğim ve kullandığım gibi “marifet iltifata, iltifat marifete tabidir”

Diğer çok önemli bir nokta da şu; en önemli “tetikleyici, doğru gözlem ve takdir”, diyelim ki bu konuda iyiyiz ama bir de bu “takdirin şahıslara sunumu” var. Kimi çalışanlar diğer arkadaşlarının önünde böyle bir takdiri duymak ister, kimisi odanıza çağırılmayı ve özel bir değerlendirmeyi tercih eder, kimisi ise tüm şirkete gönderilmiş bir mesajı çok daha uygun görür, buradaki tercihimiz dahi aslında “motive etme” yeteneğimizin “çapı” ile alakalı.

Liderlerin yapması gerekenin, ekiplerinin “tarzlarını dönüştürmek” değil, herbirinin “tarzına uygun bir yol haritasını” önlerine koymak olduğuna inanıyorum. Bir “ata” sürekli “fil” olduğunu ve fil gibi hareket etmesi gerektiğini söylemek anlamlı değil. Hele “çekirdek yönetim ekiplerinde” tahtayı sadece fil veya sadece at ile doldurursanız ya da siz böyle olduğunu düşünürseniz tahtada hiçbir oyun oynanamayacaktır..!!

Bugüne kadar yayınlanmış diğer yazılarım da, konunun niteliğine paralel olarak, bu makaleye katkı oluşturabilecek hususlar içeriyor. Tekrara düşmek istemediğim için burada alıntılamıyorum ama okunmaları durumunda bu yazı ile bütünleşik bir çerçeve oluşturacağına eminim.

Bu arada hayatımın en dehşetli gribini yaşadığım bu günlerde, 39 derece ateşle klavye başına geçip bu haftanın yazısını da tamamlayabilecek enerjiyi bana bu blogla ilgili “sahip olduğum birikimi sizlerle paylaşma” “MOTİVASYONU” veriyor, umarım siz de “motivasyonumu” yeterli bulmuşsunuzdur.

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

19 Ocak 2012 Perşembe – 19:21

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to EMREDİYORUM : MOTİVE OL ..!!

  1. mdurgay dedi ki:

    Motivasyon, başarının sürekliliğinde olmazsa olmaz bir şarttır. Ele aldığınız konuları parçalara ayırıp her parçayı kendi alanında analiz etmeniz çok başarılı. Teşekkürler.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Teşekkür ederim Mehmet Ali Bey;

      Tabii ki ele alınan konular hakkında hergün yüzlerce, binlerce yazı yayınlanıyor dünyada. Makalelerin ve fikirlerimizin ayaklarının yere basmaları açısından ben de doğru yol olduğunu düşünüyorum…

      Selamlar;

  2. FATMA BÜYÜKBAŞ UMUT dedi ki:

    Benzetmeden ben de çok etkilendim. Bu arada geçmiş olsun.

    Selamlar

    Fatma BÜYÜKBAŞ UMUT

  3. Merhaba Lütfullah Bey,

    Geçmiş olsun.

    Satranç – dama metaforu süper. Bugün Türkiye’de devlet, büyük bankalar, büyük şirketler hala dama tarzı motivasyon kullanıyor. Bu durumun yarattığı israf ve kayıplar hala görmezden geliniyor. Türkiye’nin BRIC ülkeleri arasına girmesi için dünya GSMH’sinin %3 ‘ünü yakalaması gerekiyormuş ama bu mümkün görülmüyormuş. Dama tarzı motivasyonla bu kadar olur. Türkiye asıl atılımını devletinde, bankalarında ve büyük şirketlerinde sizin gibi üstün nitelikli iyi yetişmiş satranç tarzı motivasyon uygulayan liderleri dümene geçirdiğinde yapacak.

    Aklınıza sağlık.

    Teşekkürler.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Gürsoy Bey;

      Dama kolay, her taş aynı, sür ileri ve yana, ya kazan ya kaybet..!! Satranç zor, önce taşların gücünü ve hareketlerini öğreneceksin, sonra pozisyon bilgini geliştireceksin, sıkışık pozisyonlarda at nasıl kullanılır, çift filin avantajı nerelerde işe yarar, oyun sonunda kale neden çok etkilidir bileceksin, hatta piyonu bile son sıraya ulaştırıp vezir yapabilecek kadar demokratik olacaksın…Bunlar zor galiba bizim iş dünyamız için, en azından şimdilik…Ama çabaya devam…

      Selamlar…

LÜTFULLAH KUTLU için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s