DOKTOR..! BANA ÖYLE BİR “HAP” VER Kİ..!!

…her derdime deva olsun..!! Ne güzel değil mi ?? Hangi birimiz bu hayali kurmuyoruz ki; “altın bir formül”, her problemi çözen, her kapıyı açan “sihirli bir karışım”, “abrakadabra”…! Simyacılar yüzlerce yıl peşinde koşmuş bu sihirli formülün, bakırı altına dönüştürebilmek için, Alaaddin’ in cini kaç kişiyi çarpmış kimbilir bu uğurda… Benim ilgi alanım simya değil, daha ziyade; özelde iş dünyasında genelde ise tüm hayatta “daha verimli, daha sonuç alıcı, daha etkili” bir “davranış modeli” var mıdır, varsa ana hatları nelerdirin peşindeyim ben… Okuduklarım, yaşadıklarım, modellediklerim sonunda bugün itibarı ile “Peter F. Drucker” hocanın “başlıklarını”, kendi düşüncelerim ile detaylandırıp, genelde kurumları ve insanları yöneten her türden “yöneticinin etkinliği” açısından bence en doğru “karışımı – hapı” aşağıda sizlerle paylaşmak istedim. Bugün itibarı ile diyorum, dünya o kadar hızlı değişiyor ki, dünün formülleri yarının dünyası için yetersiz kalabilir…Yine de aşağıdaki önermelerin “kadim birer gerçek”olarak değişen dünya ile birlikte geçerliliklerini koruyacağına inanıyorum;

Büyük liderler sahip oldukları “etkinlik düzeyine” ulaşmak ve orada tutunabilmek için neler yapıyorlar ??

1- “Ne yapılması gerekiyor ??” sorusunu sürekli soruyorlar : “Ben ne yapmak istiyorum ??” değil…Bulunulan ortam ve koşullar neyin yapılmasını gerektiriyor ?? Tarafsız, cesur ve bencillikten uzak bir şekilde. Elbette ki bu sorunun cevabı çoğu zaman birden fazla. Önemli olan en kritik bir, bilemediniz iki gündem maddesine yoğunlaşmak. Dikkatimizi bölük pörçük eden çok sayıda gündem maddesi, etkinlik ve verimliliğimizi de yerle bir ediyor. Burada önemli nokta yine “delegasyon yeteneğimiz”. Yöneticinin; en iyi olduğu, en kritik hususlarda bayrağı eline alırken, diğer önemli görevleri başarı ile delege edebilmesi şart.

2- “Kurum için en doğrusu hangisi ??” sorusu da, yukarıdaki sorunun uzantısı olarak sürekli gündemde : Bazen “yapılması gereken” ile “kurum için en doğru olan” arasında ciddi bir çelişki varmış gibi görünebiliyor. Ya da yöneticinin profili ile, kurumun gerçekleri arasında ciddi bir ihtilaf oluşabiliyor. “Kurumun menfaatlerini” azamide koruyabilecek bir yaklaşım, yöneticinin olmazsa olmaz nitelik ve görevlerinden birisi.

3- Bir “eylem planı” geliştiriyor ve bu planı her koşulda takip ediyorlar : Bilgi, eyleme dönüşmedikçe anlamını yitiriyor maalesef. Bu nedenle topladığınız bilgi doğrultusunda hazırlanmış bir eylem planınız yoksa, bir yönetici olarak en önemli vasfınızı, “icracı olma” niteliğinizi kaybediyorsunuz. Zaman sahip olduğumuz en değerli ve kıt kaynak. Eğer aksiyon planımız yoksa, biz “olayların efendisi değil, kölesi konumuna” düşüyoruz. Bu eylem planının “yeterince esnek” olması, “alternatif yol haritaları üretebilmesi” de diğer bir şart. Tabii ki iş planını, sorumluları, etkilenenleri, teslim tarihlerini, beklentileri net ve açık bir şekilde ifade eden bir plan olmalı bu.

4- Kararlarının “sorumluluğunu” alıyorlar : Aslında doğru karar alabilme yeteneği, her seviye pozisyonda son derece önemli. Hani amiyane tabirle “en kötü karar, kararsızlıktan iyidir” sözü var ya, hakikaten geçerli olduğu ortamlarla çok sık karşılaşıyoruz hayatımızda. Fakat yöneticinin kararlarının doğru olmaması gibi bir lüksü pek yok, bu kararların sorumluluğunu da taşıması gerekiyor.

5- “İletişim sorumluluğunu” da üstleniyorlar : Etkin yöneticiler, “bilgi ihtiyaçları” ve “aksiyon planları” konusunda hem ast hem üst pozisyonları, “net ve açık bir şekilde bilgilendirme, iletişimi kurma ve devam ettirme” sorumluluğuna sahipler. Bugünün kurumları, kurum içi bilgi paylaşımına dayalı olarak bir arada ve ayakta duruyorlar, hissedarlık yapılarına bağlı olarak değil. Önceki yazılarımda da önemle vurguladığım bir husus, biriken “data”nın hazmedilen, analiz edilen, değer üreten, geleceğe ışık tutan gerçek bilgiye dönüştürülebilmesi hususu. Etkin yöneticilerin uhdelerinde biriken çok ciddi yekundeki “teferruatı”, “anlamlı bilgi kümecikleri” şeklinde kurumun katmanları ile paylaşabilmesi gerekiyor.

6- “Problemlerden” ziyade “fırsatlara” odaklanıyorlar : Mevcut problemlerin çözümü tabii ki önemli ama problemleri çözmek oluşacak zararı engelliyor sadece. Oysa büyümeyi ve nakit akışı sağlayacak olan “fırsatların değerlendirilmesi”. Dikkat ediyorum kurumlar en yetenekli çalışanlarını oluşan fırsatlara değil mevcut problemlere yönlendiriyorlar. Oysa etkin yöneticiler en yetenekli çalışanlarını fırsatlar lehinde kullanıyorlar.

7- Son derece “verimli” toplantılar yapıyorlar : “Toplantı verimliliği” eminim hepimizin ajandasında kendisine en tepelerde yer buluyor. Gündemin, katılımcıların doğru belirlendiği, süresi iyi ayarlanmış toplantılar kadar sonrasında “alınan kararların uygulanmasının takibi” konusu da son derece önemli. İyi bir takip toplantının en az kendisi kadar önemli. Etkili yöneticiler bir toplantının son derece verimli olabileceği kadar, tam bir zaman kaybı olabileceğinin de bilincindeler. Toplantılarda harcanan zaman o kadar önemli bir hale geldi ki, bazı kurumlar onlarca katılımcıdan oluşan, uzun süreli toplantıları tamamen hayatlarından çıkarmış durumdalar.

8- “Biz” bilincini “ben” egosunun üstünde tutuyorlar : Pekçok başarılı ve etkin yöneticinin kelime haznesinde yer almıyor neredeyse “ben”. Tüm konuşmalar “biz ile başlayıp biz ile bitiyor”.

9- Yukarıda sayılanları benimsemiş ve uygulama haline getirmiş “ekipler” yetiştiriyor, kurumların geleceğini bunlara emanet ediyorlar : “Etkinliğin anayasası” denilebilecek uygulamaları yazılı kurallar manzumeleri haline getiriyor, formlara, check-list’lere dönüştürüyor ve “kurumsal hafızaya” nakşediyorlar.

Bu yazılanları grupladığınızda, aslında işin özünde sırasıyla; “ihtiyaç duyulan bilginin belirlenmesinin ve toplanmasının, bu bilginin etkili bir eylem planına dönüştürülmesinin ve sonrasında da tüm kurumun bu yaklaşımı ve uygulamaları sahiplenmesinin sağlanmasının ve geleceğe taşınmasının” yattığını görüyorsunuz. Bütün mesele bu kadar basit bir mantık örgüsünü etkin bir şekilde uygulayacak yaklaşıma, disipline, ekiplere ve nihayetinde kurum kültürüne sahip olabilmek.

Benim açımdan “etkin yönetim” ile ilgili tüm hastalıklara iyi geleceğini düşündüğüm “draje” bu…İşin gerçeği tabii ki tüm problemlerin çözümünde kullanılabilecek bir “sihirli değneğe” sahip olmak mümkün değil. Ama tüm süreçleri kapsayan, genel bir “davranış haritası” çizen, “uçtan uca” bir yaklaşıma sahip olan bu tür drajelerin, sorunların gerçek çözümü ve gerçek etkinlik yolunda bize ciddi zaman kazandıracakları da kesin…

Yazılarıma yeni “haplar” üretebilecek enerjiyi depolayabilmek için bir süre ara vermeyi düşünüyorum. Yeni konu ve yazılarla, inşallah bir ay sonra tekrar buluşabilmek dileğiyle;

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

25 Ocak 2012, Çarşamba – 18:47

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to DOKTOR..! BANA ÖYLE BİR “HAP” VER Kİ..!!

  1. Hakan DAYANGAÇ dedi ki:

    Yanlış anlaşılmasın, malûmatfüruşluk için değil, pozitif katkı amacıyla yazıyorum: Peter Drucker, çağın yönetme değil, yönlendirme çağı olduğunu söyler, icradan ziyade icra ettirme olmalı. Re.: Madde 3.

    Sevgiler, güzel yazılarının devamı dileğiyle…

Hakan DAYANGAÇ için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s