ZAMAN, ZAMAN, ZAMAN..!

“Zaman” bize bahşedilen en büyük nimet…En önemli “sermayemiz”, en kıt “kaynağımız”. Öyle ki kaybedip de geri kazanamayacağımız tek kaynak zaman. Bu kadar değerli olunca, insan zerre kadarını israf etmek, heba etmek istemez değil mi?? Gel gör ki, hem kişisel hem kurumsal hayatımızda ciddi bir “zaman israfı” ile karşı karşıyayız. Pek çoğumuz “zaman yönetimi” mefhumu ve eğitimleri ile hemhal olmuşuzdur, bu akademik çalışmaların detayına girecek değilim bu yazıda. En azından “zamanı verimli kullanmak” adına gün içinde nelerden kaçınmamız gerektiği ile ilgili yazılar düşüyor mesaj kutumuza bazen, aşağıda örnekleri görüldüğü gibi;

– Karar almamıza yetmeyecek yetersiz ve yanlış bilgi,

– Sürekli ve düzensiz telefon görüşmeleri, elektronik posta mesajları,

– Delegasyon yetersizliği sonucu oluşan günlük rutin ve angaryalar,

– Verimsiz toplantılar,

– Aktif dinleme eksikliği, diyalog yerine monolog iletişim(sizlik) tarzının tercihi,

– Eş zamanlı olarak çok sayıda projeye yoğunlaşma ısrarı, öncelikleri doğru belirleyememe problemi…vs..vs..

Bu yazının konusu ise yukarıda sayılanlar ve bunlara eklenebilecek olan diğerleri değil. Dikkat ederseniz yukarıda sayılanlar “davranış kabulleri ve çalışma tarzı” ile ilgili olan “zaman yönetimi” problemleri. Bir de, bence daha da önemlisi olan, “zamanın heba edilmesine zemin hazırlayan kişilik özellikleri” var.  Değişik çalışma ortamlarında gözlemlediğim ve dağarcığıma çeşitli yayınlardan not ettiğim bu özellikleri aşağıda özetlemeye çalıştım. Uzmanlık alanım olmadığı için elbette ki “psikolojik zeminine” giremeyeceğim bu karakter yapılarının, beni ilgilendiren bu “kişilik özelliklerinin özelde kurumların verimlilik ve karlılıkları, genelde toplumun umumi refahı üzerindeki olumsuz etkisi”.

1- Mükemmeliyetçiler : Kesinlikle “gerçekçi olmayan” ve ekipleri / çalışma arkadaşları  tarafından da paylaşılmayan ama kendi iç dünyalarının derinliklerinden gelen “mükemmellik standartlarını” tatmin etmek için uğraşıyorlar. Bu uğurda etrafındakilerinin zamanlarını ve özgürlüklerini adeta “esir alıyor” ve “asla tatmin olmuyorlar”. Bunlara göre “performans ya siyah ya da beyaz”. “Ya mükemmel var ya da hiçbir şey yok”. Asla “yeterince iyi bir performansı” kabul etmiyorlar. Detayların sayısı ve niteliği konusunda müthiş “sabit fikirleri” var. Çok gerginler ve çevrelerindekilere adeta görünmez bir “rahatsız etmeyin” mesajı veriyorlar her daim. Bu nedenle “duygusal olarak izole edilmiş” durumdalar ve çevrelerinde “kibirli ve saldırgan” olarak tanımlanıyorlar. Kökeninde ne yatıyorsa yatsın çalışma arkadaşları ve ekip üyeleri için gerçek bir “stres ve zaman israfı” kaynağı bu şahıslar. Müthiş bir “çelişki” yaşıyorlar, şöyle ki; “kurumda kabul ve saygı görebilmek için kusursuz bir performansın gerektiğine inanıyorlar, oysa bu yolda yaptıkları kendilerini iyice yalnızlaştırıp kurum dışına doğru ittiriyor”.

2- Zamanın önünde koşanlar : Sürekli “saatle savaşıp”, işleri teslim tarihlerinden çok önce bitirenler. “Maymun iştahlılar”. Sürekli bir panik havası içinde, sakinleşemeden, gevşeyemeden ve üyesi oldukları proje gruplarının düzenini altüst ederek genelde “one-man show” yapanlar. “Kendileri ajandanın önünde giderken, toplamda projenin ve ekibin gecikmesine sebep olanlar”. Genelde “moral ve konsantrasyon sorununa” sebep oluyorlar çünkü davranışlarının diğerlerini nasıl etkilediklerini pek umursamıyorlar. Ekip arkadaşlarının duygusal ve mental ihtiyaçlarını pek kaale almayan “asosyal tipler” oluyorlar genelde.

3- Herkesi memnun etmeye çalışanlar : Daha çok bilinen tanımı ile “hayır demeyi bilmeyenler”. Tabii ki hepimiz diğerlerini memnun etmeyi isteriz, daima “hayır” diyenlerin de bir kurumda kalma şansları yoktur uzun vadede ama kabul etmeliyiz ki herkesi memnun etmek için “her talebe evet” demek çok ciddi bir verimsizliği ve zaman israfını da beraberinde getiriyor. “Bu şahıslar genelde üstleri ile ihtilafa düşmekten fazlası ile kaçındıkları için hep daha fazla sorumluluk alıp bu yükün altında eziliyorlar”. Delege edemedikleri bu işlerin hiçbiri yeterli sonucu üretmiyor ve bir süre sonra ciddi bir “zaman / enerji israfı” kaçınılmaz oluyor. Genelde yaptıkları ekstra işler ve ürettikleri ekstra katkı için bir talepleri olmuyor, bunu sadece “kabullenilme ve takdir edilme” adına yapıyorlar ama zamanla içlerinde biriken “öfke” onları hem verimsiz hem de “zaman müsrifi” konumuna düşürüyor.

4- Sürekli erteleyenler : “Mazeret üreticileri”. “Öğretmenim ödevimi yapamadım, dün akşam elektrik kesildi” diyenler. 23 saat mazeret üretip, 24. saatte panik havası içinde koşturup, etrafı da terörize eden ve “son dakika golü” atmaya çalışanlar. Hele bir de başarırlarsa işi zamanında bitirmeyi, “bu kadar probleme rağmen işi zamanında bitirdim, bir de şunlar, şunlar olmasaydı neler yapardım, düşünsenize!!” diyerek hava atıyorlar, puan toplamaya çalışıyorlar. Mesele şu ki “var dedikleri mazeretleri hiç bir zaman yok olmayacak” bu şahısların, bu mazeretleri üretip üzerlerinden prim yapmaya çalışmak genel kişilik özellikleri…Elbette ki çalışmayı reddetmiyorlar, sadece araya aileyi, hastalıkları, başka projeleri, baş ağrısını, trafik kazasını vs..yi normalden çok daha fazla sokuşturuyorlar.

5- Vazgeçmişler : “Geri sayımda” olanlar. Sürekli bir “kaybeden” ruh hali ile yaşayanlar. Enerjilerini tüketmiş oluyorlar, motive edilmeleri çok zor. Genelde “kalabalığa karışıp” çok da farkedilmeden günü yaşamak derdindeler. Büyük yapılarda farkedilmeleri hakikaten zor, doğru ve adil “performans değerlendirme” çalışmaları bu sebeple elzem. Bu şahısların ekip performansını da olumsuz etkilemelerinin önüne ancak bu şekilde geçilebiliyor.

Nihayetinde zaman israfını ortaya çıkaran bir yaşam ve çalışma tarzı, bence münferit bir problemden daha ziyade, özellikle çocukluk ve ilk gençlik dönemlerimizde ailelerimizle ve toplumla kurduğumuz ilişkilerin, eğitimimizin, beklentilerin, aşırı taleplerin şekillendirdiği kişiliğimizin ortaya çıkardığı bir semptom, bir sonuç. Derinlerde yetiştirilme tarzımız, özbilincimizin oluşma yolu gibi çok daha önemli faktörler yatıyor. 12 yaşındaki bir kız çocuğunun babası olarak bu sıralar sözkonusu mesele üzerinde çok daha fazla düşünüyorum. Bu konudaki fikirlerim de gelecek makalemin temeli olacak inşallah…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

21 Şubat 2012, Salı – 15:50

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to ZAMAN, ZAMAN, ZAMAN..!

  1. Faruk Bayır dedi ki:

    Çok özel bir konuyu, çok özel bir anlatımla aktarmışsın kardeşim. Kutluyorum…

  2. Birol Berkem dedi ki:

    Maalesef çogunlukla bu nimeti gerektigi gibi kullanamamiş olmanın zararı içindeyiz; kısa ve öz makaleniz için teşekkürler…

  3. Yilmaz Tuncer dedi ki:

    Emeğine sağlık Lütfullah kardeşim, gerçekten güzel bir konu seçip kaleme almışsın…

    Allah’ a emanet ol…

  4. Fatih Cantürk dedi ki:

    Ününü, parasını, vücudunu ya da gücünü kullananlara nispet edercesine beyninizin önemli bir bölümünü kullanıyor olmanız gerçekten takdir edilecek bir davranış.

    Bir çok kişinin birbirinden değersiz sözlerini, malumatlarını, boş laflarını fütursuzca sarfetmesi gereksiz hava kirliliği yaratıyor… İnanın bazen nefes alamaycak noktalara kadar da götürüyor.

    Bu vesileyle paylaşımlarınız dağarcığımıza DEĞERLİ BİLGİ diye not edilecek nitelikte, özel bölmelerde koruma altına alınıyor.

    Beğeniyle okuyorum yazılarınızı… Başarılar dilerim.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Fatih Bey;

      Öncelikle yüreklendirici yorumunuz için teşekkür ediyorum…Sizin yorumunuz da benim açımdan “koruma altında” şu andan itibaren. Beyinlerde sözler, kalplerde izler bırakabiliyorsam ne mutlu bana. Bilgi “paylaşıldıkça” ( ki bu paylaşım sizlerin yorum sürecinizi de kapsıyor ) büyüyor ve etkinliği artıyor. Umarım “daha doğruyu, daha güzeli” yakalama yolunda karınca kararınca bir faydası oluyordur yazdıklarımın…

      Selamlar;

Yilmaz Tuncer için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s