“SİZİ KURTARMAYA GELDİM”..!

İş hayatında bugüne kadar farklı sektör ve yapılarda edindiğim tecrübelerin en önemlisi, yeni bir kuruma adım attığımda “takınacağım tavır, genel yaklaşımım ve oluşturacağım ilk intiba” hakkında edindiğim “net fikir” olmuştur diyebilirim rahatlıkla. KİMİM BEN..! sayfasında özetlediğim üzere yerli – yabancı, büyük – orta ölçekli, farklı sektörlerde faaliyet gösteren gruplarda yürüttüğüm yöneticilik pozisyonlarında, kendilerine has nüanslar olmakla birlikte, daha birinci dakikadan, ofise giriş anından itibaren dikkat edilmesi gereken ortak noktalar olduğunu müşahede ettim ve olabildiğince doğru, yapıcı adımlar atmaya çalıştım, özellikle “ilk birkaç aylık dönemler” içinde. Bu sürecin yöneticilerin ve operasyonların geleceği açısından da son derece önemli olduğuna inanıyorum. Kimilerinin “ilk 100 gün”, kimilerinin “ilk altı ay” olarak tanımladıkları bu süreçte “nedir takip edilmesi gereken doğrular, neler bekler bir yöneticiyi”, tecrübelerim doğrultusunda özetlemeye çalışacağım;

Duygusal yoğunluğun had safhada olabileceği, ilişkilerin çoktan oturmuş bulunduğu, yönetim kadrolarının kendi içinde ve çalışanlarla sayısız ihtilafının yaşandığı bir yapıya adım atıyorsunuz. Sizin belki farkında dahi olmadığınız bir sürü beklentisi var yapının sizden. Yeni ekibiniz ve diğer yöneticiler sizi takip ediyor, “ölçüyor, biçiyor” ve tabir caizse “çapınızı anlamaya” çalışıyor. Bir sürü “yanlış anlama, yetersiz değerlendirme, gizli ajanda, kişisel beklenti ve çatışma” ile karşı karşıyasınız. Bu safhada atılacak birkaç yanlış adım işleri içinden çıkılamaz hale getirebilir kolaylıkla…

Peki bu durumda nedir doğru bakış açısı?? Kanımca;

– Her bir “kelimemizin”, her bir “jestimizin” ayrı bir önemi var. “Söyleniş tarzının da, vücut dilinin de”. Beğensek de beğenmesek de belli bir süre her tür yoruma, eleştiriye, yanlış algılamaya açığız. Buna kesinlikle hazır ve sabırlı olmak durumundayız.

– İlk tavırlarımız, yaklaşımımız bize taraftarlar sağlayabileceği gibi tam tersi hasımlar da oluşturabilir. Bu husumet süreklilik de arzedebilir. Aleyhimize kuvvetli bir akımın oluşması önündeki en büyük engel “alçakgönüllü, dinleyen, ölçen-biçen-tartan ve adil, anlamaya çalışan bir yaklaşım” olacaktır. Alçakgönüllü ve ılımlı bir yaklaşım bize hem zaman kazandıracak, hem de kurulu ilişkileri anlamamıza imkan sağlayacak, şirket kültürüne nüfuz etmemize zemin hazırlayacaktır. “Yavaş” bir giriş sayesinde, çalışanlar “neler bildiklerini de” rahatlıkla bize gösterme şansı bulacaklar ve üzerlerindeki endişe de o oranda azalacaktır. Siz de başkalarının desteğine ne kadar ihtiyaç duyduğunuzu, bir “diktatör” değil bir “lider” olduğunuzu gösterme olanağına kavuşacaksınız.

– Bir dostumun ifadesi ile; “benim gerçeğim – senin gerçeğin – bizim gerçeğimiz”… Bu üçü birbirinden çok farklı olabilir ve bu farklılığın en yoğun yaşandığı ortamlar da yeni bir işyerinde yönetici olarak bulunduğunuz ilk birkaç aydır. “Liderler çoğu zaman takipçilerinin güç ve ilişkiler hakkındaki fantezilerinin aynalandığı, yansıtıldığı ekranlardır”. Olduğunuzdan çok daha farklı algılanabilir, sahip olmadığınız yeteneklerle donanmış görünebilirsiniz veya tam tersi nitelikleriniz görmezden gelinebilir, küçümsenebilir. “Bir ölçüde tüm liderler takipçilerinin ihtiyaçlarından, isteklerinden, korkularından, arzularından doğarlar (Warren G. Bennis). Oluşturduğunuz algı bu duygusal insiyakların doğrultusunda şekillenmiş “sanal” bir algı olabilir. “Sürekli geri beslemeler” ile, oluşturduğunuz algının sizin gerçeğinizle ne kadar örtüştüğünü takip etmek zorundasınız. Bunu zamanında yapmazsanız, daha sonra beyhude bir şekilde tüm enerjinizi bu “algıyı düzeltmek” için harcayabilirsiniz. Doğru ya da yanlış, krizdeki bir şirkette kurtarıcı olarak algınabilirsiniz. İşleri yolunda giden bir şirkette ise “eski köye yeni adet getiren provokatörler” olabilirsiniz. “Altın bilezik” yine “iletişim ve kendinizi ifade yeteneğiniz” olacaktır. Bu noktada 21 Mart 2012 tarihli “BUGÜN ÇOK YORGUN GÖRÜNÜYORSUN”..! isimli makalemin tekrar okunabileceğini düşünüyorum…

“Bizden önce aynı koltuğu işgal edenler”, maalesef, bizim en önemli rakiplerimizden olacaktır. “Başarılı iseler başarıları ile, başarısız iseler yapamadıkları ile ölçüleceğiz. Başardıklarını devam ettirmek, başaramadıklarını ise gerçekleştirmek zorundayız”. Yani zımnen her yeni yönetici, eskisi ile kıyaslandığında “mükerrer yüklerle yola çıkmak” zorundadır. Bunu, asla öfkelenmeden, kabullenmeli ve yönetmek zorundayız. Bilmeliyiz ki herkes kendi ajandası doğrultusunda bizi, zamanımızı ve enerjimizi boğmaya çalışacak, önceliği kendilerinde görecek ve bizimle ilişkilerini bu doğrultuda şekillendirecektir. Önümüzdeki en önemli tuzaklardan biri budur ve sadece “doğru ve efektif delegasyon yetenekleri” ile aşılabilir.

“Neyin gerçekten önemli olduğunu” belirleyebilmek sadece hayati değil aynı zamanda çok zordur da. Karşınızda sesi en gür çıkan, en asabi, en cüretkar kişi, en haklı ve en öncelikli değildir. Genelde yapılarda kapımı ilk çalanlar olan bu kişilerin, maalesef, kurum yapısına en büyük zararı verenler olduğunu gözlemledim. “Kendi ajandalarını kurumun ajandası olarak öne süren” bu şahıslara karşı yeterince dikkatli olmazsanız, kısa zamanda ciddi bir “itibar kaybı” kaçınılmaz. Öncelik sıralamasını doğru yapamaz ve “herkesi memnun etmeye çalışan” bir profil sergilerseniz, masanızda biriken küçük küçük onlarca meselenin sizi çok kısa bir sürede “felç” ettiğini göreceksiniz.

– Ekipler yöneticilerine her zaman “doğruyu ve herşeyi” söylemezler. Bu nedenle “bilgi kaynaklarımızı” çeşitlendirmek zorundayız. Herşeyden önce “doğru dinlemeyi ve diyaloğu” öğrenmek durumundayız. “Monolog ve sabit kaynaklar”, bize “manipüle edilmiş gerçekliği” sunabilirler. “Kararlarımızın sorumluluğunu taşıdığımıza göre, kararlarımıza temel teşkil eden bilgilerin doğruluğunun sorumluluğunu da” taşımak zorundayız.

“Tevazu” ile bütünleşmiş bir “öz güven”, işin olmazsa olmazı. “Kibir” her bir liderin fazlası ile ihtiyaç duyduğu “ittifak ve desteğin” önündeki en büyük “engel”. Harekete geçmeden önce organizasyondaki insanların “ruh durumlarını ve motivasyonlarını” doğru anlamak ve değerlendirmek zorundasınız. Kibirli bir liderlik bunu yapamaz. Tevazu ile desteklenmiş bir öz güven, hem yapının “tüm hücrelerine nüfuz edip resmi doğru çekebilir”, hem de “kararlı bir eylem planını” uygulamaya koyabilir yapıdan aldığı destekle. “Kişiliklere saldırarak” insanları bir hedefe yöneltmek, bu hedefe koşturmak mümkün değil. İnsani değerleri kaybetmeden, çalışanları hedeflediğimiz noktalara “çekmek” gerek…

“Sizi kurtarmaya geldim…” tavrı ile ofise girdiğiniz ilk gün savaşı kaybetmişsiniz demektir. Bence formül; “sizi anlamaya, sizden yardım almaya, size destek olmaya, değerlerinizle bütünleşmeye, size güç vermeye ve ortak hedefimize beraberce varmaya geldim” olmalıdır…

En azından benim için uzun zamandan beri böyle…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

27 Mart 2012 – Salı / 14:12

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to “SİZİ KURTARMAYA GELDİM”..!

  1. Fatih Cantürk dedi ki:

    Sizi kurtarmaya geldim diye artistlik yapan bir yöneticiye, “Allah (seni) kurtarsın” derler bizim köyde :)

    Bu arada yazı ve sondaki formül gerçekten harika. Olması gereken de budur.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Fatih Bey üstadım;

      İdeali bu tür yöneticilerin kendi kendilerini düzeltmesi (imha etmesi demeyeyim, doğru kaçmaz) ama yapıların düzeltici faaliyetleri bazen çok geç sonuç verebiliyor maalesef…

      Selam ve sevgilerle…

  2. Haydar dedi ki:

    Lütfullah Bey;

    “Sizi kurtarmaya geldim” yazınız keyifli ve bir o kadar da bilgilendirici (anlayana tabii). Kendi kozalarında yöneticilik yapanlar bu yazınızı okusalar da anlamazlar eminim. Önemli bir konuyu çok güzel bir şekilde açıklamışsınız. Maalesef şirketlerimize baktığımızda, koltuğuna dört elle sarılmış, koltuğundan kuvvet alan (bilgi ve kişisel özelliklerinden değil), “işi dışında” her türlü konuyu başarı ile ifa edenlerle profesyonel iş hayatımda çokça karşılaştım. (Siz bambaşka bir yöneticimdiniz, sizinle çalışmak büyük bir keyifti, bunu belirtmek isterim). Yönetici kavramı, liderlik kavramı. Tevazu, dinleme becerileri OLMAYAN ve bu konuda eksiklerini geliştirmeyen yöneticileri gördükçe, şirketlerin patronlarına acımamak elde değil. Kibar Holding patronu Asım Kibar’ın güzel bir sözünü okumuştum. “Başarılı kurumlar yıldızlar gibidir, etraflarına ışık saçarlar”.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Haydar Bey;

      Etraflarına ışık saçan başarılı kurumları da bu hale getiren, ilke, insani değer, öz bilinç sahibi insanlar. Bu insan hamuruna sahip olmadan başarılı olsalar dahi kurumlar, bunun sürekliliği mümkün olmayacaktır.

      Selamlar, sevgiler;

  3. Hasan Baltalar dedi ki:

    Tebrikler Lütfullah Bey. Formülünüz doğru ve danışmanlık için de deçerli. Kimsenin sihirbaza ihtiyacı yok. İşbirliği yapmak ve pratik çözüm sunmak zorundayız.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Teşekkür ettim Hasan Bey;

      Kurumların değerleri ve öncelikleri gözönüne alınarak yapılacak kararlı bir aksiyon planı ile gerçekleştirilemeyecek amaç, aşılamayacak zorluk yok. Yeter ki herkeste bu “kişisel farkındalık” yer etmiş olsun…

      Selamlar;

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s