HARAKA HARAKA HAWA BARAKA..!

Tanzanya Dili’ nde bir atasözü bu. “Fazla heyecana mahal yok” anlamında, benzerlerine dilimizde sıkça rastladığımız gibi. Yıllar önce Dünya Gazetesi’ nde yayınlanan bir seyahat yazısında okumuş ve notlarıma almıştım, “farklı kültürlerin temel bazı gerçeklere nasıl aynı gözle baktıklarının sevimli bir örneği” diyerek…Öyle ya, bizim dilimizde de, atalardan bize yadigar, hemen hemen aynı anlamda pekçok atasözü ve deyim var; “ağır git ki yol alasın”, “ağır ol batman gel”, “ağırlık altın kale, hafiflik başa bela”, “acele işe şeytan karışır”, “acele ile menzil alınmaz”, “acele yürüyen yolda kalır”…vs. “Hız ile aceleciliği, etkinlik ile panik duygusunu, enerji ile telaşı, duyarlılık ile endişeyi” o kadar birbirine karıştırıyor ve hayatımızı kendimize o denli zehir ediyoruz ki, bazen oturup yüzyılların filtresinden geçmiş bu düsturları tekrar ve tekrar okuyup ders almak gerekiyor diye düşünüyorum.

Hepimiz temelde “gelişigüzel, düşünülmeden, planlanmadan, telaşla ve panik duygusu ile yapılan işlerin yanlış, hatta zararlı sonuçlar vereceğini” biliyoruz. Nihayetinde yaşanan pekçok olumsuzluk var, istenilen sonuçlara bir türlü ulaşamıyoruz, “acele ile koşuşturarak” daha çabuk sonuç alınacağını düşünüyor ama sonunda hayal kırıklığına uğruyoruz. “Seri ama güvenilir” adımlarla yol almak yerine, “telaşlı ve sarsak koşuşturmaları” tercih ediyoruz. Davranış ve konuşmalarımızda “dengeden” ziyade ciddi bir “saldırganlık” söz konusu, hep “biryerlere yetişme gayreti” içinde, gerçek “hayatı”, gerçek “verimliliği”, gerçek “başarıyı” ıskalıyoruz.

Hayatımıza hükümran olan bu aceleciliğin, panik duygusunun, telaşın, anlamsız koşuşturmanın temelinde gerçekte ne var diye düşündüğümde, gözlerimin önünde en çok beliren kelime : “ENDİŞE”. Evet, çeşit çeşit kaygılarımız, her tür endişelerimiz bizi öylesine esir almış ki, iş dünyasında da, sosyal hayatta da verdiğimiz cevap, kafası kesik horoz misali sağa sola vura vura “kendimize bir yol açmaya çalışmak”. Liderlerimiz bir “hiperaktivite sarmaline” kapılmış durumdalar, biz de “durup düşünmeden” takip ediyoruz onları. “Aksiyon ve hareket, endişeye, kaygıya verilmiş tipik bir insani cevap”. Hepimiz zamanla bu “kaygılı grubun” birer “üyesi” oluyoruz, ya kendi rızamızla ya da “mahalle baskısı” ile. Çevremizde olup bitenlerin “kontrolünü tamamen kaybettiğimizi” düşünüyor, kontrolü tekrar ele geçirebilmek için beyhude bir şekilde “sürekli yüksek devir” çevirmeye çalışıyoruz.

Belki “modern çağın” gerçeği bu sadece, hangi birimiz üniversiteyi bitirip iş hayatına atıldığında şu soruları sormadı; “Bu muydu yaşam?…Bu muydu dört gözle beklediğim yaşam macerası?…Beni tatmin etmeyen bir işte çalışmak, gelecekten bir şey beklememek…”. Zaman içinde yetişkinlerin en büyük sorunlarından birinin, hiç azalmayan, aksine kontrol edilemediğinde sürekli artan türden bir “kaygı / endişe problemi” olduğunu gördüm. Kimi iyi tariflenmiş fakat çoğunluğu yeterince ifade edilemeyen, hatta çoğu zaman itiraftan dahi kaçınılan bir “sürekli endişe” hali. Sağlık, para, iş, ünvan, çocuk, gelecek hakkındaki “kaygı”. Ruhsal ve bedensel sağlığımızı, enerjimizi, verimliliğimizi içten içe kemiren “habis bir ur” olarak “kaygı” ve buna verdiğimiz yanlış reaksiyon; “panik içinde, durup düşünmeden, soluklanmadan koşuşturmak”… Sanki “durup nefes alırsak ölecekmişiz korkusu ile”“Desteğe” en çok ihtiyaç duyduğumuz anda, bize en çok destek verecek olan “manevi dünyamızla, ailemizle, arkadaşlarımızla rabıtamızı, ilişkimizi kopartan bir “harala-gürele”,”bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” süreci. “Durup düşünebilsek, nefes alıp bir muhasebe yapabilsek tekrar kuracağız bağlarımızı destek noktalarımız ile ama heyhat, yapamıyor ve battıkça batıyoruz. Ne dehşetli bir açmaz..!!”

Pek çoğumuz, ciddi sorumluluk yükleyen ve samimi bir özveri isteyen üst düzey yönetici kademelerine “orta yaşlarda” geliyoruz. Yani zaten “varoluşu” sorguladığımız bir dönemde. “Gerçekleşmemiş rüyalarımız” önümüzde ve bunları gerçekleştirebilecek zaman tükeniyor iken, tüm zaman ve enerjimizi “işimize” vermemiz gerekiyor. Aynı zamanda ihmal etmememiz gereken “ailelerimiz ve önceliklerimiz” olduğuna göre, onlara da zaman ayırma gerekliliği ve baskısı daha da “hızlı koşmamızı” gerektiriyor maalesef. Sonuç; daha fazla hata, daha büyük hayal kırıklıkları. Çoğu yönetici ve lider “kendini kandırıyor” bu konuda. Eşlerine ve çocuklarına, hobilerine, manevi dünyalarına, arkadaşlarına yeterli zamanı ayırdıklarını iddia ediyorlar ama bir yandan da “bu açığı kapatamamanın vicdan azabını” yaşıyorlar.

Daha fazla kazanmak için çalışıyoruz, acaba sebebi daha fazla “bağımsızlık” satın alabilmek mi? Aslında “kontrol edilemez” olduğunu zaten bildiğimiz bir dünyayı “kontrol etmek” için mi bu koşuşturma? Gerçekte hiçbir şeyi kontrol edemeyeceğimizi, “planın” bizim çok ötemizdeki bir “gücün iradesi” olduğunu kabullenebilmemiz, bu beyhude “paniğin” getireceği “ekstra depresyonu” engelleyebilir mi? Bir noktada hepimiz yavaşlamak zorundayız, o gün geldiğinde dışarıya yansıtmadan içimizde sakladığımız “hasarlar” gün yüzüne çıkacaktır muhakkak…

Çare..?

Benim formülüm; tecrübe ettiğim her şeyi, yaptığım her işi “tutku ile ve derinlemesine” yaşamak. Sıklıkla “durup düşünmek”, “ruhumun bedenimi yakalamasına” izin vermek, “muhasebeyi” ikmal etmek. Duygularım ve “kişisel farkındalığım” mevzubahisken “renk körü” olmamak. “Dümeni” doğru rotada tutabilmek için tüm gücümü kullanmak ama rüzgarın beni savurduğu istikametin de “mutluluklar ve hayırlar” getirebileceğine inanmak. Sorumluluk almak, “günah keçisi” peşinde olmamak. Kendimi iyi “analiz edebilmek”, “iç dünyamda” daha “sık ve samimi yolculuklar” yapmak. Hayatın getirdiği “göreceli hayal kırıklıklarını” gönülden “kabul etmek, dersler çıkarmak” ve “bize kötü görünenin aslen iyi”, “iyi görünenin ise aslen kötü” olabileceğini kabullenmek. Hayatı “dengede” tutmak ve “ilişkileri” korumak. Ha biraz da “Deli Dumrul” çılgınlığına, yeldeğirmenleri ile cebelleşebilecek “mizah duygusuna” sahip olmak.

Ne dersiniz; “haraka haraka hawa baraka” sadece Afrika için değil, “doğru bakış açısı ile tüm insanlık için gerekli”, değil mi??

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

30 Nisan 2012, Pazartesi / 18:05

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 Responses to HARAKA HARAKA HAWA BARAKA..!

  1. Haydar dedi ki:

    Yazınızı pür dikkat okudum Lütfullah Bey. Tek kelime ile mükemmel; farkedip de atladıklarımızı ne güzel anlatmışsınız. Teşekkür ederim.

  2. sesil sahin dedi ki:

    Lütfullah bey, yazınızı çok beğendim. Her şeyi çok güzel anlatmışsınız.

  3. A.FARUK ŞENER dedi ki:

    Lütfullah Bey;

    Yazılarınızı eve gelir gelmez okudum. Yalnızca çalışmayan, çalışırken aynı zamanda yaptığı iş üzerine düşünen ve dahası bunu paylaşan biri olmanızın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Uzun yılların birikimi ve gözlemlerinizi sadece kendinize saklamış olsaydınız doğrusu bencillik yapmış olurdunuz. Yazılarınız sadece teknik değil, teknik boyutu aynı zamanda insana ve hayata dar kuvvetli bir içgörü ile yorumlamışsınız.

    Paylaşım için teşekkürler.

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Teşekkür ettim Faruk Bey;

      Bilginin ve tecrübenin paylaşıldıkça büyüyüp tüm insanlığa faydalı olacağına inananlardanım. Ciddi zamanımı ve enerjimi alıyor ama müthiş de keyif veriyor. Özelde daha genç arkadaşlarımıza, genelde tüm yaş gruplarına bir faydası dokunuyorsa ne mutlu bana…

      Selamlar…

      • A.FARUK SENER dedi ki:

        Okan Üniversitesi bir ara “İş hayatına Hazırlık” dersi açmıştı. Üniversitelerde böyle bir ders vermeyi hiç düşündündünüz mü? Ders verebilmek için bildiğiniz gibi sadece deneyim ve bilgi yetmiyor. Bu deneyimleri doğru bir şekilde aktaracak yeteneğe ve donanıma da sahip olmak gerekiyor. Böyle bir ders vermiş olsanız bütün hocaları geçerdiniz. Ben kendi adıma bir gün bunu yapmayı hedefliyorum.

LÜTFULLAH KUTLU için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s