YA PROJE YANLIŞSA..?!

“Konuşmacı” olarak katıldığım bir seminerin çıkışında ağzımdan dökülen ilk cümleydi bu. UPYE’ nin (Uluslararası Proje Yönetimi Enstitüsü) inşaat sektöründe proje maliyetlerinin yönetimi ile ilgili olarak organize ettiği seminerde konu detaylı bir şekilde irdelenmiş, son derece değerli fikir ve yaklaşımlar tüm katılımcıların düşünce dünyasında yeni kapılar açmıştı. 12 Mayıs 2012 akşamı, seminerin hemen ardından evime dönerken benim beynimi meşgul eden ise, “herhangi bir projenin yönetilmesinden” daha ziyade, bizatihi “herhangi bir projenin doğruluğu ya da yanlışlığı” konusu idi. Yani projenin “bizatihi kendisi”… Pekçok kötü proje neden sonuna kadar sürdürülürdü de vereceği zarar ayan-beyan ortada iken sonuna kadar gidilirdi? “Kötü projeleri öldürmek” neden bu kadar zordu? Yanlışta bu ısrar da neyin nesi idi?

Hepimiz hemen her gün iş dünyasında, medyada bir sürü yanlış yatırım kararına, hatalı yönetim tercihlerine, yanlış ürünlere, yanlış stratejilere şahit oluyor, bu denli yetkin yönetim katmanlarının bu türden aşikar “tercih hatalarını” nasıl yaptıklarına şaşkınlıkla bakıyor, çoğu zaman da anlamlandıramıyoruz. “Zararın neresinden dönülse kardır” kadar basit bir düstur, neden geçerli olmaz bu durumlarda, incelemeye çalıştım aşağıdaki satırlarda…

“İlk gözlemim”: Yeni girişimler, yeni insiyatifler başarısız olacaklarına dair ciddi ipuçları taşısa da, kısa zamanda ciddi “momentum kazanıyorlar” yapı içinde. En önemli sebebi başarı yönünde oluşan “kör inanç”. Bu kör inanç herhangi bir “yeni oluşumun” dayanılmaz cazibesi ile birleşince, “basiretler bağlanıyor, akıllar tutuluyor”… Elbette ki “zayıf yönetim ve bürokratik atalet” de birer faktör. Fakat çoğu zaman bir proje lideri ile başlayan, zamanla tüm katmanlara yayılan ve çok rasyonel yapılarda dahi mantıksız, duygusal ve anlaşılmaz kararlara sebebiyet veren, mutlaka başarılı olunacağı yönünde bir “kör inanç dalgası” ile karşılaşıyoruz… Herhangi bir projenin yürüyebilmesi için, motive edici bir inanç faktörü vazgeçilmez tabii ki fakat bu inanç yoldaki engelleri, başarısızlıkları, verimsizliği, düşük performansı görmemizi engelleyecekse bizatihi kendisi yapının ali menfaatleri önünde en yüksek duvarı teşkil ediyor…

“Bir diğer faktör” de seçilen “proje ekiplerinin nitelikleri”. “Hep aynı şarkıyı söyleyen, aynı telden çalan, ayrık otları barındırmayan, klikleşmiş, muhalif seslerin yer almadığı ve yıllarca pek çok projeyi beraber yürütmüş, can ciğer kuzu sarması bireylerin” teşkil ettiği proje ekipleri. Kolun kırılıp yen içinde kaldığı, eleştirinin zamanla yok olduğu, itirazın yükselmediği, hiyerarşinin tüm sesleri kıstığı bir “kapalı devre yapı”… Bu yapıların içine dışarıdan “bağımsız ve objektif üyeler” katılmadığı, proje ekipleri farklı kişilik ve donanımlarla yenilenmediği müddetçe, birbirini takip eden her proje kendi “zaaf ve noksanları” ile birlikte büyüyen bir devasa kartopuna dönüşüp zamanla önüne çıkan herşeyi yıkıp geçiyor, buna “parçası olduğu şirket ve yapılar” da dahil. Nasıl oluşuyor bu “kartopu”??

1 – “Kör İnancın Oluşumu” : Tabii ki “kör inancı” ilk oluşturan ve yayan projenin “şampiyonu, lideri, tetikçisi, sahibi”… Bu bir genel müdür de olabilir, bizzat ana sermayedar da, bir bölüm yöneticisi de. Fikir müşteriden de gelebilir, tedarikçi veya çalışandan da. Elbetteki projeyi sahiplenenin duyacağı inanç elzemdir ama bu inanç kişinin pozisyonuna, karizmasına, sosyal ilişkilerinin gücüne de bağlı olarak tüm yapıya sirayet eder zamanla. Başarılı olunacağına dair kuvvetli ve “taraflı” bir inanç… İnsanların “başarıya açlıkları ve beklentileri” ne kadar büyükse, bu kör inancın “etkinliği ve yayılma hızı” da o kadar yüksek olacaktır.

2 – “Kör İnancın Güçlenmesi” : Kör inanç oluştumu bir kez, kendini “sürekli tekrarlayarak büyütür”. Artık herşeyin yolunda gideceğine dair “akıl tutulması” tamdır, kimse aksini düşünemez, düşünse dahi “dillendirmeye cesaret edemez”. Soru sorulmaz, muhalefet olmaz ve girilen döngüde, şüpheleri, endişeleri olanlar da kendilerini ikna ederler gidişatın doğru olduğu, başarının kaçınılmazlığı yönünde. Sonuç “kollektif bir kör inançtır” artık. Herkes projeye “tutku” ile bağlıdır ve “tutku basiretin ve sağduyunun” yerini alır.

3 – “Kör İnancın Sonuçları” : Artık “problemler açıkça görülse dahi bir başarısızlık işareti” olarak algılanmaz. Raporlar yanlış değerlendirilir, “mercek olanı değil, arzu edileni göstermeye” ayarlanmıştır. Bir sonraki aşamalara, mevcut problemler çözülmeden geçilir, yanlış projenin yanlış noktaları sürekli hasır altına süpürülür ve sorunlar kemikleşmeye, suskunluk büyümeye devam eder. Önceden belirlenmiş “süreç yönetimi politika ve prosedürleri” gözardı edilir, “akıl tutulmasının sonucu olarak irrasyonel teslim tarihleri” belirlenir, “kontroller artık yasak savma kabilinden” yapılır hale gelmiştir, “sonuçları kimseyi bağlamaz”… Bu toplu gevşeme herhangi bir “başarısızlık ihtimalini” bir nebze olsun düşünebilmeyi dahi imkansız kılar, objektif gözlerin “hızla duvara çarpacağını gördüğü proje” projenin taraftarları açısından son derece sağlıklı görünmektedir. Sonrası malum…

Peki nasıl kurtuluruz bu tuzağa düşmekten??

i – “Şakşakçıların” Farkında Olarak : Proje çok alkış alabilir, hele sahibi organizasyonel basamakların en tepesinde yer alıyorsa. Üst yönetime düşen, bu alkışlara kulakları tıkamak ve olabildiğince veriye, bağımsız uzman görüşlerine, yapı içindeki “akil adamların” aklına ve öngörülerine başvurmaktır. Sadece proje öncesindeki hazırlık döneminde değil, bitene veya “öldürülene” kadarki tüm aşamalarda. “Üçüncü partilerin” görüşü son derece önemlidir, dışarıdan bağımsız bir “hakem” olarak. “Alarm ve uyarı bayrakları” yükselmeye başladığında, tüm tarafları “teyakkuza geçirebilmelidir” üst yönetim.

ii – “Erken Uyarı” Sistemi Kurarak : Proje ekip üyeleri zamanla “yenilenmeli, uzman körlüğü” her daim akılda tutulmalıdır. “Proje ekiplerindeki karar vericiler” yer değiştirmeli, canlı bir “otokontrol mekanizması” yaşatılmalıdır. Kontrol prosedür ve kriterlerinin “her daim çalışır” olması sağlanmalıdır. Bu kriterler “iyi tanımlanmış olmalı ve muhakkak yerine getirilmelidir / karşılanmalıdır”. Proje ekiplerinin içerisine “şeytanın avukatları” yerleştirilmeli, bu şahısların “veriye dayalı” uyarılarına kulak verilmeli, desteklenmeli ve bu kişiler “yalnız bırakılmamalıdır”.

Başarıya inanç kadar insani bir duygunun doğru yönetilmediğinde başarısızlık yolunda en önemli unsurlardan biri olabileceği tezat gibi görünse de maalesef hayatımızın bir gerçeği…

“Bizde olmaz” demeden önce, “zararın bir yerlerinden dönmenin de kar olduğunu” sadece ticari hayatın bir düsturu olarak değil, bir “erdem” olarak da benimsememiz gerekiyor. “Sağduyu ile desteklenmiş” bir inanç gerçekten doğru ve verimli projelerin “hem başlatılmasında hem bitirilmesinde ya da  yarı yolda öldürülmesinde altın kural” bence…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

19 Mayıs 2012 – Cts / 16:45

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to YA PROJE YANLIŞSA..?!

  1. Yalın Üretim dedi ki:

    Yanlış projeleri satma çabası Yalın Düşünce’ye de tamamen aykırı. Yalınlık tasarımdan başlamakta. Kaleminize sağlık. Leanfact

Yalın Üretim için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s