HİYERARŞİ..! VARLIĞI MI, YOKLUĞU MU..?

Kişiliğimiz icabı ne kadar uygun olsak ya da nefret etsek de hepimiz bir “hiyerarşik yapının” belirli bir basamağında bulunuyoruz hayatımız boyunca. Amacımız da genelde bu basamaklarda yukarıya doğru tırmanmak oluyor. Her ne kadar “hiyerarşi” kelimesi daha ziyade iş dünyası ile ilgili kurumları, gelişmeleri, yapıları akıllara getirse de, aslında hayatın bütününde önemli bir yer işgal ediyor. Canlılar aleminde, organlarımızın işleyişinde, sosyal yapılarımızda, velhasıl yaşamın tüm boyutlarında bir tür “hiyerarşi” var her zaman. Bu makalenin konusu ise daha dar anlamıyla “iş dünyasında” tecrübe etmekte olduğumuz, çoğu zaman aşk-nefret ilişkisi yaşadığımız, anlayamadığımız, şikayet ettiğimiz, nimetlerinden yararlandığımız, sorguladığımız, bize yeni yeni ünvanlar ve imkanlar kazandıran ya da bizi işsiz bırakan bir “kavram ve yapı” olarak hiyerarşi. Malum ya, iş dünyasının “bugün geldiği noktada” çok da hoş bakılmıyor hiyerarşi kavramına, “yeni nesiller” uzak durmak istiyorlar, “organizasyon şemaları” çok daha az katmanlı olarak kuruluyor ama nihayetinde olabildiğince basitleştirilmeye çalışılsa dahi “hiyerarşi” her daim var oluyor kurumsal dünyamızda. Ben de çok sıcak bakan biri değilim “doğam gereği” ama artılarını – eksilerini olabildiğince tarafsız bir gözle sorgulamaktan da alamıyorum kendimi.

İlk olarak, nedir hiyerarşinin bize kazandırdıkları?:

1- Hiyerarşi, başarı basamaklarını ne hızla ve ne etkinlikte tırmandığımıza dair net bir fikir verir bize. Bulunduğumuz kurumun “hiyerarşik vasatında” yer aldığımız nokta ve bu noktaya gelene kadar harcadığımız süre, bizim açımızdan kendimize yönelik çok net bir değerlendirme kriteridir. Adil olmayan değerlendirmelerden, haksız terfilerden şikayetçi oluruz ama yine de kendi derecemizi görmek isteriz.

2- Hiyerarşi hayatımızı düzenler, bize rutinler, günlük ödevler, net sorumluluklar verir. Çoğumuz bu rutinin değerini kaybedince anlarız.

3- Hiyerarşi, beğensek de beğenmesek de, bize bir “toplumsal kimlik” kazandırır. Tabii ki insanların “kendi değerlerini ve varlık sebeplerini bir kartvizite bağımlı görmeleri hoş, tercih ve takdir edilebilir bir durum değil” fakat hiyerarşik yapının bize tanımladığı rolün sosyal hayatımızdaki belirleyiciliğini ve önemini de görmezden gelemeyiz. Elbette ki “sanatçılar, girişimciler, ev kadınları” hiyerarşinin tanımladığı bu kimliklere muhtaç değiller ama çoğumuz için “kendimizi ifade etmek, tanıtmak istediğimiz” pekçok durumda aklımıza ilk gelen hiyerarşik yapının bize sağladığı bu “tanımlamalar”. “Ben X şirketinde Y pozisyonundayım” dediğimizde kendimizi tanıtmak ve sosyal yapıdaki yerimizi ifade etmek açısından ilk adımı atmış oluyoruz çoğu zaman.

Peki hiyerarşinin tehlikeleri nelerdir, ne tür mahzurlar barındırır?:

i- Otoritenin kötüye veya verimsizce kullanımını getirebilir beraberinde çünkü otorite hiyerarşinin vazgeçilmez ve olmazsa olmaz bir ürünüdür. En modern yönetim felsefesine sahip yöneticiler dahi, “hiyerarşinin getirdiği rollere uyum sağlayabilmek için otoriteye ihtiyaç” duyarlar. “Otoritenin verimsiz ve yanlış kullanımı”, kişisel orjinalliği kaybettireceği gibi kurumsal yapılarda da büyük hasarlara yol açar. Önceki yazılarım benzer mahzurlara defaatle ve detaylıca değindiği için burada daha derine inmek istemiyorum.

ii- Otoritenin yanlış kullanımında özel bir paragrafı “iletişime” ayırmakta ciddi fayda var. Çok katmanlı hiyerarşik yapılarda mesajlar aşağı – yukarı iner çıkarken ciddi şekilde bozuluyor, manipüle ediliyor. “Kişisel endişeler, güç oyunları, şahsi menfaatler” bu mesajların dönüştürülüp bozulmasında öncelikli amiller oluyorlar. Her katmandan gelebilecek gerçeklerin en üst yönetim seviyelerine ulaşabilmesini sağlayacak yolların bulunması ve hayata geçirilebilmesi, üst yönetimlerin en önemli sorumluluklarından. Hiyerarşik yapının doğurduğu bürokrasinin üst yönetim kadrolarını hayatın ve şirketin gerçeklerinden kopardığı oranda büyük hasarların onulmaz bir şekilde ortaya çıkması muhtemel.

iii- Maalesef hiyerarşide en azından “yerini koruyabilmek” adına ve de basamakları biraz daha tırmanabilmek için şahıslar “işimi daha iyi nasıl yaparım”dan, “güç nerede, kimin adamı olursam daha iyi olur”a kayıyorlar. “Yanlış ayaklara basmamak”, “yanlış ata oynamamak” adına altına girilen stres çoğu zaman işin kendisinden daha ağır ve sonuçları çok daha yıpratıcı oluyor.

Bırakın son yüz yılı, elli yılı, “son yirmi yılda dahi iş dünyası ve içindeki ilişkiler” fazlası ile değişti, şahsımın da tecrübe ettiği şekilde. İş gücünün karar mekanizmalarına katılımı, performanslarının daima yukarılarda tutulması, motivasyonları, kısacası “insan kaynakları yönetimi” çok önemli bir disiplin haline geldi. Fakat paradoksal olarak bu yeni yaklaşımlar hiyerarşileri yok etmediği gibi, daha da güçlendirdi. “Beyin sermayesi ve fikir işçileri” daha farklı metotlarla yönetilmek zorundalar belki ama bu durum hiyerarşiyi ortadan kaldırmadı sadece “formunu değiştirdi”. Aynı şekilde gelişen teknoloji ile “veri toplama – bilgiye dönüştürme – yorumlama süreci” kolaylaşırken, bu gelişme “yeni katmanlar, yeni bir hiyerarşik yapılanma ve yeni görev tanımları, yeni ünvanlar” doğurdu beraberinde. Rakamlarla yönetim, hedeflerle yönetim, sonuçlarla yönetim derken hiyerarşik yapılanmalar ve bürokratik oluşumlar bazen artarak, bazen dönüşerek ama varlığını hep koruyarak eşlik etti bu gelişmelere, artıları ile, eksileri ile. Teknolojik gelişmelerin, internetin sağladığı olanakların uzantısı yeni nesiller ise hiyerarşiye karşı son derece soğuk ve uzaklar, klasik rol tanımlarına da. Ama bu yeni kuşakları istihdam eden yapılar da hiyerarşilerini ve bürokratik yapılarını dönüştürerek cevap veriyorlar yeni beklentilere.

“Hiyerarşi her şekilde hayatımızda olacak”. Bir kurumda patronun her fısıltısının aşağılara bir emir olarak yansıması gerekmiyor. Her bir kurumun bir hapishane olarak algılanması da. Hiyerarşinin sadık ve motive insanları birer uyurgezere dönüştürmesine de gerek yok. Bugünün bilgi ekonomisine uygun, adaptasyon yeteneği gelişmiş, gardiyanlık değil, liderlik ve motivatörlük yapacak bir hiyerarşiye ihtiyaç var, aksinin hayatta kalması da pek mümkün değil. Öte yandan, çalışanların ve kurumsal katmanların çeşitli kademelerinde hayat mücadelesi verenlerin unutmaması gereken de; “hiyerarşinin faydaları da olduğu”. Zaten hepimiz hayat oyununun bir yerinde ama mutlak bir hiyerarşi içinde rolümüzü oynamıyor muyuz..?

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

13 Eylül 2012 – Perşembe / 18:59

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to HİYERARŞİ..! VARLIĞI MI, YOKLUĞU MU..?

  1. Hasan Baltalar dedi ki:

    Hiyerarşinin tamamen kaldırılması oldukça zor görünüyor. Şahsen ben minimize edilmesi ve gereği kadar yer verilmesi taraftarıyım. Ben de konuyu değişik bir açıdan bloğumda incelemiştim. İlgi duyanlar için (izninizle): http://www.hasanbaltalar.com/index.php?id=103

Hasan Baltalar için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s