GERİ SAYIM..! ÇÖKÜŞE BİR KALA..!

Başarıdan, başarıya giden yollardan, başarının sonuçlarından bahsetmek ne kadar keyifli ve canlandırıcı ise; başarısızlıktan, başarısızlığın belirtilerinden, başarısızlığın çarelerinden dem vurmak da o denli nahoş ve çekinilen bir durum… Ağırlıklı olarak güzellikleri anlatmaktan zevk alsak da, arada sırada “kral çıplak” deyip madalyonun beğenilmeyen tarafına da ışık tutmak gerekiyor maalesef, ışık tutmak ve ders almak…

Tabii ki çok arzu etmezdim ama ben de bir profesyonel olarak “çöküşün eşiğine gelmekte olan, sıfır noktasına doğru geri sayımdaki” ortamlarda bulundum yönetici sorumluluğum ile. Fırtınaların tüm yıkıcılığını günlük olarak yaşadım “çöküş sendromunu” tecrübe etmekte olan yapılarda. “Gidişatın ortak özellikleri” nelerdir, deneyimlerim ve dağarcığım paralelinde sizlerle paylaşmak istedim aşağıda… Çoğu zaman tekrar ettiğim gibi, “aşağıdaki detayların ezici ağırlığı kurumlar için olduğu gibi, bireyler için de geçerlidir kanımca, kurumsal hayatta olduğu gibi şahsi hayatımızda da”

Açılış saptamam; “çöküşün belirtilerinin” genel olarak tüm ortamlarda “bildiklerini gizleme, başkalarını suçlama, kendini tecrit, “bana ne” cilik, diğerlerine ve diğerlerinin değerlerine saygısızlık, pasiflik ve çaresizlik duygusu” olduğu yönünde. İşin kötüsü bu olumsuzlukların herbiri bir diğerini “besleyip” mevcut durumu sürekli kötüleştirici bir “ölüm sarmaline” neden oluyor…

“Bir çöküş sürecinin temel adımlarını” sıraladım aşağıda, hangi sektörde, hangi büyüklüklerle faaliyet gösterirse göstersin, zannımca sizler de “ortak maceralar” bulacaksınız içinde;

Başlatalım “geri sayımı”…!

10… Çeşitli sebeplerle belirli bir zorluk noktasına gelinmiştir zaten. “Yanlış stratejilerin, yanlış kararların, yanlış yönetimin neticesi finansal zorluklar” başlamış, “taahhütler” yerine getirilemez hale gelmiş, “itibar” zedelenmiştir.  Kurumsal müşteriler “ürün ve hizmet sürekliliğinizin” mümkün olup olmadığını sorgulamaya başlamışlardır. Her bir “sorgulama” başka bir müşterinin size olan “güvenini erozyona uğratıyordur”

9… Attığınız her adım, aldığınız her tedbir bir “zayıflık işareti” olarak algılanır piyasada. Boğulmamak için atılan “son bilinçsiz kulaçlardır ve sizi sahile ulaştıramayacak kadar zayıftır” bu çabalarınız, “algı” bu yönde oluşmuştur artık. Ağzınızla kuş tutsanız nafile…

8… Yönetim “masrafları kısmayı” emreder, daha önce zaten kısılmıştır ama daha da kısılmalıdır, mümkün olmasa dahi.! Masraflar kısılırken “yeni iş, yeni müşteri bulunmalı, yeni muhteşem ürün ve servisler piyasaya sürülmelidir birer can simidi olarak”!!. Ne kadar ekmek o kadar köfte veya tersi, pek sorgulanmaz, sorgulanmasına da izin verilmez… E-mailler, direktifler tepelerden aşağıya yağmur gibi yağmaya başlar fakat çalışanlar tarafından genel bir “alaycılıkla” karşılanır bu “kendini ve haddini bilmez” tutum, çünkü “realite ile örtüşmez” bu talimatlar…

7… Problemler büyürken “bilgiler gizli” tutulmaya, kişisel “hafıza kasalarında” koruma altına alınmaya başlar. Müdürler “izole etmişlerdir kendilerini”, daha da kötüsü, ya “diğerlerini görmezden gelmekte veya onları suçlamaktadırlar”. “Saygı ve saygınlık” kavramları ciddi “yaralar” almaya başlamıştır… Müdürler mevcut durumu çalışanları ile de paylaşmaz olmuşlardır artık, artan iş yükü bahane gösterilerek toplantılara katılınmaz veya toplantılar iptal edilir sıklıkla…

6… CEO’ dan veya Genel Müdür’ den “herkesin kendi işi ile uğraşması yönünde talimatlar” gelir. Departmanlar, proje grupları, üretim ve satış birimleri, şantiyeler, velhasıl tüm “yönetim adacıkları birbirleri ile irtibatı kopartmaya” başlamışlardır. Her birim “kendi cumhuriyetini korumanın” peşindedir, kesilen bütçelerden ne kadar az etkilenirlerse, ne kadar az eleman çıkartmak zorunda kalırlarsa o kadar iyidir. “İletişim kopukluğunun sonucu” mükerrer yapılan işler, heba edilen zaman ve enerjidir genellikle. “Koordinasyon gibi zor bir işi başarmaktansa, her horoz kendi çöplüğünde öter kolaycılığı daha makbuldur artık”

5… İnsanlar artık tüm zaman ve enerjilerini “kendilerini korumaya vakfetmişlerdir, ortak çaba harcayıp, sinerji ve koordinasyon ile şirketin ali menfaatlerini gerçekleştirmek yerine”

4… Oyun artık “sen suçlanmadan önce diğerlerini suçla, parmaklar seni göstermeden önce sen başkasını hedefle” ye dönmüştür. Yöneticiler toplantılardan “kaçıyorlardır” artık çünkü her bir toplantı departman müdürlerinin “birbirlerini suçladığı, başarısızlığı diğerlerine malettiği, Genel Müdür’ lerin ise herkesi suçladığı, azarladığı” birer “arenaya” dönüşmüştür…

3… “Sıkı yöneticiler” ayrılmaya başlar, halbuki “dikine çakılan uçağın burnunu, kuyruğunu yere çarptırmadan yukarı çevirebilecek yegane insanlar bu yöneticilerdir”… Daha fazla dayanamaz ve “alternatifleri değerlendirirler”; istifa, transfer, kendi işini kurmak, akademisyenlik, danışmanlık vs., ne bulurlarsa, “yeter ki beden, akıl ve ruh sağlıklarını kaybetmesinler”… Gidenlerin boşluğunu doldurmak kolay değildir, “yenileri alınır ama verim düşüktür, adaptasyon süreci, kurumu tanıma derken, zavallı “kalanlar” bir de gidenlerin işlerini yüklenirler, tüm motivasyon kayıplarına rağmen”

2… Ve “en kötü kararlardan biri verilir” genellikle; “piyasaya sunulan mal ve hizmetlerin fiyatları düşürülür, kampanyalar arttırılır, ihalelere kurtarmayacak fiyatlar verilir, zarara girileceği biline biline sırf nakit akış uğruna piyasa fiyatının altında yeni işler alınır, bayilere verilen taviz sınırsızdır, satınalmadaki vadeler ve koşullar kabul edilemeyecek noktalara çekilir”. Finansal raporlar, kar/zarar analizleri, nakit akış projeksiyonu dikkate alınmaz, “olağanüstü” durum vardır ya, herkes bir “sihirli değneğin” peşindedir, “susamış şirket deniz suyu içmeye devam eder, sonunun ölüm olduğunu bilerek veya bilmeyerek”

1… Artık “işaretler gizlenemez, kılıf minareye yetmez” durumdadır. Başta tüm yöneticiler, her çalışana bir “çaresizlik sendromu” musallat olmuştur. Güvenilir “akil adamlar yoktur artık”, kalanlarda da “dümeni doğrultacak gü甓Ölüm kabullenilir, çaresizlik yaşam biçimi olmuştur, herkes kaçınılmaz sonu bekler”

0… Ya “kaçınılmaz son” gelir, ya da kurumun sektörüne, büyüklüğüne, rezervlerine göre yukarıdaki “sarmal bir noktada tekrar başlar”, en fazla bir-iki tekrardan sonra bu sarmalin sonu yine ölümdür kaçınılmaz olarak, “sarmallerin sayısı sadece süreyi ve acıyı arttırır”

İmkanı yok mudur bu sarmalden kurtulmanın?? Bence var, en azından denemeye değer aşağıdaki yolları;

a – Diyaloğu güçlendirmek : “İletişim kanallarını” tekrar açmak, “olumlu olumsuz bilgileri” tüm çalışanlarla “doğru doz ve üslupla paylaşmak”, “samimi olmak, gönülden aktarmak gerçek durumu ve onlardan destek istemek”

b – Saygıyı tekrar tesis etmek : Çalışanların “birbirlerinin yeteneklerine güven duymalarını” tekrar sağlamak, “daha iyi bir gelecek için ortaklaşa çabanın” başarılı olması bu saygının tekrar tesisine bağlı… “Kişilerin birbirlerini suçlamadan, kişisel sorumluluk taşıyarak ellerini taşın altına sokabilmesinin tek yolu bu saygı”

c – İşbirliğini arttırmak : Kişiler arasında, departmanlar ve birimler arasında… “Sorun ortak – sorun hepimizin, çözüm ortak – çözüm hepimizin dayanışması”

d – İnsiyatif almaya özendirmek : Herkesin “kendi alanı ile ilgili sorumluluk ve insiyatif almasını tetiklemek, ben değil biz bilincini olabildiğince yerleştirebilmek”

Denemeye değer mi? Kesinlikle evet…

Hiç olmazsa “sizi kurtarmaya geldim” edası ile teşrif edip “cep telefonlarını toplamayı, en sıkı yöneticileri bezdirmeyi, en verimli çalışanları kapı dışarı etmeyi, yemekten, çaydan, kahveden kısmayı vb.. bilumum saçmalıkları, sonuçlarını tartıp biçmeden, artılarını eksilerini, getirdiklerini götürdüklerini gözetmeden marifet sanmaktan” iyidir..!

Yukarıdaki “kurumsal maceranın kişisel hayata yansıtılması çabasını” da sizlere bırakıyor, “bu çabanın sonuçlarını benimle paylaşmanızı istirham ediyorum”

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

19 Aralık 2012 – Çarşamba / 15:41

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s