BAŞKANIN TÜM ADAMLARI..!

Toplantı odasına adımınızı attınız, işte oradaydılar… Yüzlerce kişi arasında “başkana en yakın şahıslar olma imtiyazına sahip” beş kişi… Bir tanesi satış ve pazarlamadan sorumlu başkan yardımcısı idi, bir diğeri grup CFO, ötekisi ise üretim müdürü, diğerlerinden biraz daha aşağı seviyede şirket hiyerarşisinde, hayret… Köşede arkası dönük telefonla konuşan şahıs bağımsız bir yönetim kurulu üyesi idi, büyük bir bankadan emekli olmuş, sonuncusu ise bir yaşam koçu… Ne ilginç profillerden oluşuyordu başkanın en yakınındaki “güç odağı”“İşte” dediniz “şirketin gerçek sahipleri bunlar, hissedarlar kendilerini sahip olarak görseler de”. “Ben de bu grubun içinde olmalıyım, ilk hedef bu. Bakalım nasıl bir izlenim uyandıracağım üzerlerinde..?”

Ne kadar tanıdık bir mizansen değil mi?? Maalesef “klikler, güç odakları” insanlık kadar “eski ve etkili” hayatımızda. “Öyleyse yok etmeye değil, varlığını doğru yönlendirmeye muhtacız, değil mi ??”

İster bir şirket olsun, ister bir siyasi parti her kurumun merkezinde “bir grup insan” yer alıyor. “Çoğu zaman adeta sadece bu insanlardan müteşekkil görülüyor kurumlar, sadece onların çıkarlarına hizmet ediyorlar sanki, doğru ya da yanlış”… Bazen; müşteri tatmini imiş, değer üretme imiş, ürün ve hizmet kalitesi imiş, çalışanların eğitimi ve gelişimi imiş, hissedarların menfaati imiş, hatta ve hatta kurumun hayatiyetinin sürmesi imiş, tüm bunlar bu grubun menfaatine nazaran “ikincil öneme sahip tali amaçlar olarak algılanıyor” maalesef, hem kurumun içinden hem de, daha da kötüsü, dışından…

Böyle “güç odaklarını” formal bir “organizasyon şemasında göremezsiniz”, bir kutucuk, bir departman, bir fonksiyon olarak yer almazlar orada, zaten “güçleri de bu görünmezlikten gelir”…Velakin “varlıklarının sonuçları” çok etkilidir, her zemin ve zamanda, herkes tarafından hissedilir. Kurumların büyüklüğüne bağlı olmadan “genelde merkezde yer alır bu güç odağı”, kurumlar büyüdükçe kendi çaplarında başka güç odakları doğar elbette farklı lokasyonlarda ama bu “küçük güç odakçıklarının eklemlenmeye çalıştıkları merkezi bir güç odağı” her zaman vardır… Hiyerarşide en tepede yer alanların oluşturması şart değildir bu çekim noktasını, gücü, hırsı, karakteri müsaitse çok farklı fonksiyonlar ve seviyeler biraraya gelebilir. Sayıları elbette ki azdır, çok büyük yapılarda dahi “iki elin on parmağını geçmezler”, sayıları azdır ama “tüm karar mekanizmaları üzerinde kayıtsız şartsız bir hakimiyetleri” vardır… İlginç olan şudur ki varlığı herkesçe bilinen bu klik hakkında “genellikle kimse konuşamaz, adeta bir tabudur varlıkları ve varlık sebepleri”

Şu ana kadar okuduklarınız cidden olumsuz bir görüntü oluşturdu beyninizde değil mi ?? Fakat, hayır… Ben açıkçası “bıçağın keskin sırtı misali, iki yöne de kayabileceğini, olabildiğince menfi sonuçlar doğurabileceği gibi, olabildiğince müspet noktalara da gelinebileceğini düşünüyorum bu güç odaklarının doğru dizaynı ve yönetimi ile”

İyi ya da kötü, güç odaklarının insan yapısının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu yazmıştım yukarıda… Doğru yönde çalıştıklarında bu klikler, tüm organizasyonlar “daha yüksek performans ve sorumluluk seviyelerine doğru, doğal bir yöneliş ve hızla evriliyorlar”… Bu büyük gücün bir kaç kişinin elinde toplanmasının doğal sonucu, ciddi bir risk olarak da, bu klikler “adeta mafyalaşıyor, kendileri şişman kedilere dönerken kurumların geride kalan kısmı ya oldukları yerde sayıyor ya da sürekli güç kaybediyorlar”.

Neden bu kadar önemli bir güç odağının profili? Çünkü “kurumların geri kalan kısmı büyük bir iştiyakle sözkonusu birkaç kişiyi takip ediyor, onları rol-model alıyorlar, olumlu ya da olumsuz”. Nihayetinde bu klikler “kurumların değerlerini ve tecrübelerini muhafaza edip geliştirebilecek insanlardan müteşekkil ise sonuç son derece müspet oluyor, kurumlar büyük bir momentum yakalıyorlar. Aksi bir görünüm ise kurumların hızla yozlaşmasına ve geleceklerinin kaybına sebebiyet veriyor”.

Bu güç odağını oluşturacak kişilerin profili o kadar önemli ki, “faaliyetlerin merkezine” bu odağın “doğru oluşturulmasını ve sürekli doğru bir şekilde güncellenmesini koymak” gerekiyor bence. Çünkü tecrübelerim bu kliğin “davranış ve iş yapma tarzının” kurumların geri kalanında “katlanarak, büyüyerek adeta çarpan etkisi ile taklit edildiğini ve geliştiğini” gösteriyor. Klik iyi ise kurumun kalanında katlanarak iyi, klik kötü ise organizasyonun kalanında katlanarak kötü… Ne ekersen onu biçersin mantığı, isterseniz kılavuzu karga olanın ………… da diyebilirsiniz…

Bir güç odağının “sağlık seviyesine” bence herşeyden önce “kurumsal dizayn süreçleri” karar veriyor. “Mümkün olduğunca yetkin bir güç odağını, mümkün olduğunca geniş katılımlı olarak kurup yaşatmak şart” diye düşünüyorum. Bu odağın üyelerinin “her tür kaynağa ve iletişim imkanına sahip olabilmeleri ve tabii ki pozisyonlarına uygun yetki ve sorumlulukları alabilmeleri elzem”. Ama herşeyden önemlisi, “güç odağını dizayn eden otoritenin sadece dizayn ile sınırlı kalmayıp performansları ve ahlaki yeterlilikleri paralelinde bu odağa yeni üyelerin girmesini sağlayıp, gereken kriterleri karşılayamayanların da tasfiyesini başarması gerek”. “Liyakat – sadakat açmazında” sadece sadakati kriter almanın son derece olumsuz sonuçları görülüyor açıkçası. ( Bu açmazla ilgili daha fazla detay için bkz. 1 KG LİYAKAT YERİNE, 5 KG SADAKAT VERSEK …!? başlıklı makalem ). Şahsen yaşadığım tecrübe şu; şirketin “finansal durumu” ile ilgili “yeterli, güncel ve doyurucu bilgi” yönetim kadroları ile paylaşıldıkça güç odağının üyelerinin “şirket kaynaklarını şirket menfaatlerine rağmen kullanmalarının” ciddi oranda önüne geçiliyor.

Güç odakları tüm kurumların, özellikle de iş dünyasının vazgeçilmezleri. Onlardan kurtulmak mümkün değil. Doğru dizayn edilmez ve yönetilmezlerse, “kurum kaynaklarını tüketen parazitlere dönüşmeleri” işten bile değil. Ve maalesef son dönemlerde tüm dünyada tecrübe edilen kurumsal dolandırıcılıkların, suçların, düzenbazlıkların arkasında “kontrol edilemeyen bir hırsa bürünmüş bu tür güç odakları” var.

Hissedarlar, patronlar ve liderler için yön belli; “güçlü, yetkin, kişilik ve ahlak sahibi, kurumlarının kültür ve birikimlerini taşıyan, doğru örnek teşkil eden güç odakları”. Bu yolda yapılacak hiçbir yatırım “karşılıksız kalmayacaktır”.

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

30 Ocak 2013 – Çarşamba / 16:53

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to BAŞKANIN TÜM ADAMLARI..!

  1. Haydar dedi ki:

    Değerli Blog takipçileri… Ne yazı ama!!! ELLERİNİZE SAĞLIK… Lütfullah Bey… Vay vay vayy diyorum başka da birşey diyemiyorum…Şirketlerin durumları bu kadar mı güzel anlatılır şiir tadında… Bu birikime, bu bilgiye, şapka çıkartılır…

    Muhabbetle ellerinizden sıkar, sevgilerimi sunarım…

  2. Levent Fadiloglu dedi ki:

    Çok güzel bir tespit. Bu yazıyı okuyunca aklıma Türkiye’de çok başarılı olmuş, düzgün güç odakları ile yönetilen ancak sonrasında yönetimi dağıtılan ve vasattan öteye gidemeyen şirketler geliyor. Aynı şekilde siyasi partiler veya kurumlar geliyor.

    Şirketler, partiler, kurumlar veya ülkeler her ne şekilde kurulmuş olurlarsa olsunlar, kendilerini yöneten kişilerin kültürlerini yansıtmaya başlıyor. Bu kültür bir süre sonra egemen oluyor.

    Bir kurumun kültürü, yöneticilere bağlı olmayacak veya güç odakları tarafından değiştirilemeyecek şekilde nasıl yapılandırılabilir?

Haydar için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s