“KAFAM ÇOK KARIŞIK..! AJANDAM DA..!”

diye söylendi çok uluslu bir firmada üst düzey yönetici olan arkadaşım. “Yapılacak çok iş, yoğunlaşılacak çok konu ve müthiş bir bilgi bombardımanı var… Nereden başlasam bilemiyorum..!” İnsan beyni ya, hemen aklıma eski yönetim kurulu başkanlarımdan birinin hemen her icra kurulu toplantısında yinelediği sözler geldi : “Back to the basics” arkadaşlar! Sadede gelelim, kaybolmayalım! Rotamız belli, konsantrasyonumuzu kaybetmeyelim!” Hafızam bir kademe daha çalıştı ve arkadaşıma “Bekle!” dedim “Çok işine yarayacak notlarım var zamanında aldığım. Bu vesile ile hatırladım ben de. Çok istifade edeceğiz, eminim, sen de, ben de..” Hukukumuza güvenerek ayrıldım yanından ve yaklaşık yarım saat karıştırıp durdum arşivimi… Aldığım notların kaynağı belli değildi maalesef ama tamamı yıllardır edindiğim tecrübe ile desteklenmiş güzel bir özet teşkil ediyordu. Bu notların üzerinde günlerce çalıştık, şu anda arkadaşım da memnun ben de… Ve sonuç olarak sizlerle de paylaşmaya karar verdim…

Hangi sektörde, hangi büyüklükte faaliyet gösterirseniz gösterin dört temel yönetim alanı var üzerinde öncelikle yoğunlaşmamız gereken;

1- Yol Haritası : “Net bir şekilde ifade edilmiş, odaklanılmış ve sadık kalınacak bir stratejinin oluşturulması ve korunması”“Hedef kitlemiz hakkındaki derinlikli bilgimiz” ne kadar çok ve yeterli ise ve de “şirketimizin kapasitesini” ne kadar “gerçekçi” bir şekilde değerlendirebiliyorsak, bu ana “yol haritasına” o kadar çabuk ve doğru bir şekilde ulaşıyoruz. Sonrası daha da önemli; bu şirket stratejisini “çalışanlarımızla paylaşmak”. Bugüne kadar şahit olduğum “en büyük eksiklerden” biri bu maalesef kurumsal hayatta; çalışanlar şirketlerinin hedefleri ve rotası hakkında bilgilendirilmiyorlar, bırakın alt-orta düzeyi, pekçok üst düzey yöneticinin dahi şirketin stratejisi, yol haritası hakkında açık, şeffaf ve tutarlı bir iletişimin sonucu olabilecek bilgisi, fikri hatta öngörüsü yok. Nereye gidileceğini bilmeyen mürettebatın, gemiyi menzil-i maksuda ulaştırması mümkün mü?

2- İcra Kabiliyeti : “Hatasız ve son derece verimli bir icra mekanizması kurmak ve devam ettirebilmek”… Yol haritasının, stratejinin hayata geçirilmesi faaliyetleri. Şahsi fikrim, ana unsurun “verimlilik” olduğu yönünde. Sürekli kazanan bir yapıyı kurmanın en temel gereği, verimliliği sektör ortalamasının üstüne çıkarmak… Adapte edilecek yeni teknolojiler ve yönetim uygulamaları “maliyetleri azaltıp, gelirleri arttırmadıkça” çok anlam ifade etmiyorlar. ( bkz : KÜÇÜK KALAMAM, BÜYÜMEM GEREK..! AMA NASIL..? isimli makalem )

3- Şirket Kültürü : “Performans odaklı bir şirket kültürünün kurulması ve devam ettirilmesi”… Anahtar kavram “performans odaklılık”… Neden? Çünkü ancak bu tür yapılarda her bir çalışan “kendisinin maksimumunu” veriyor. Sadece böyle bir kültürün ürünü olan şirketlerde “olağanüstü sonuçlar sadece yöneticilerden değil, her seviyedeki çalışandan bekleniyor” ve “ulaşılan maddi – manevi kazançlar, katkıları oranında tüm çalışanlara prim olarak, eğitim olarak vs.. çeşitli şekillerde geri dönüyor”… Bu kültür “her yıl hedefleri biraz daha yukarı çekerek, çalışanların katkısını da sürekli azami seviyede tutuyor”.

4- Şirketin Yapısı : “Hızlı, esnek ve mümkün olduğunca az katmanlı bir organizasyonel ve operasyonel yapı kurmak ve devam ettirebilmek”… Herkesin bir ölçüde şikayetçi olduğu ama yine herkesin bir ölçüde de olsa bulaşmaktan kaçınamadığı bir kavram “bürokrasi”. Bir noktaya kadar gerekli ama “prosedür ve protokollerin aşırılığı gelişmeye darbe vuruyor, çalışanların hevesini öldürüyor ve enerjilerini tüketiyor”. Kazanan yapıların ortak noktalarından biri “gereksiz bürokrasinin, organizasyon şemalarındaki gereksiz katmanların, modası geçmiş formalitelerin ortadan kaldırılması”. Hızlı, esnek ve akıcı yapıları kurmak sadece şirketler için değil, onlarla ilişki içindeki tüm “üçüncü partiler için de büyük katma değer üretiyor”. “Bilginin istiflenmediği, birimler arasında paylaşıldığı ve kurum kültürünü zenginleştirici bir silah olarak piyasa ihtiyaçları doğrultusunda işlendiği yapılar kendi sektörlerindeki rekabette hep bir adım ileride oluyorlar” ( bkz : VERİ Mİ, BİLGİ Mİ, YORUM MU..? isimli makalem )

Bu dört temel yönetim faaliyeti “vazgeçilmez birincil konsantrasyon alanları olarak” önemini korurken özellikle son yıllarda bunlara eklemlenebilecek “ikincil bir üçlü” daha çıktı ortaya :

A- Yetenek Yönetimi : “Kalifiye insan gücüne sahip olma iradesi ve yeteneği”… Bir şirketin sahip olduğu insan gücünün “kalitesi” hakkındaki en isabetli değerlendirme kriteri, “boşalan üst düzey pozisyonları içeriden doldurabilme yüzdesi ve yeteneği” herhalde.  Bir “yıldızı” içeriden yetiştirmek, dışarıdan getirmekten “daha ucuz ve güvenilir” ne de olsa. Mevcut çalışanları daha üst pozisyon ve sorumluluklara hazırlayacak yatırımı yapabiliyorsanız, dışarıdan gelecek yeteneklerin de hedefinde oluyorsunuz. Bir taşla iki kuş…

B- İnovasyon : “Sektörünüzü dönüştürebilecek inovasyon yeteneği”… Sadece üretim hattında değil, bir “yönetim felsefesi” olarak, “süreçler” olarak, “ilişkiler” olarak velhasıl “360 derece”, sektörünüzün tüm boyutları ile ilgili olarak sürekli inovasyonu özendirecek bir “yapının ve kültürün” sahibi olabilmek…

C- Ortaklıklar ve Satınalmalar : “Bir “büyüme motoru” olarak, verimli, geri dönümü son derece yüksek ortaklıklar kurabilmek, şirketler satın alabilmek yeteneği”… Bu faaliyetin çeşitli amaçları olabilir; “satış kanallarınızı ve mecraları çeşitlendirmek, ölçek ekonomisinden yararlanabilmek veya sadece pazar payını büyütebilmek”… Amaç ne olursa olsun, belirli bir momentumu yakalamış tüm şirketler için önceliklerden biri bu faaliyetler… Ama temel kural, “ana iş alanınızı merkez alarak” yürütmek bu faaliyetleri. Bilinmeyen, ana iş kolumuzla alakalı olmayan alanlardaki birleşme ve satınalmalarda ciddi hüsranların yaşandığı hepimizce malum ( yine bkz : KÜÇÜK KALAMAM, BÜYÜMEM GEREK..! AMA NASIL..? isimli makalem ).

Bu “( vazgeçilmez ) ilk dörtlü + ( olursa ne iyi olur ) ikinci üçlü” yaklaşımı “kafa karışıklığı, ajanda karmaşıklığı, öncelik sıralaması kararsızlığı yaşanan her durumda” artık benim “birincil kılavuzum” ve “fikrimi soranlara da ilk tavsiyem”. Özellikle yeni yapılara adım atan, kendisinden çok şeyler beklenen profesyoneller açısından da bir kontrol listesi fonksiyonu görebilir. ( bkz : “SİZİ KURTARMAYA GELDİM”..! isimli makalem ).

Gün geçtikçe “durup düşünmek, sadeleşmek, beynimizde netleşmek” ihtiyacımız artıyor. Aynı anda pekçok mesele ile cebelleşmek zorunda kaldığımızda “duyduğumuz endişe ve yaşadığımız panik halinin” kimseye bir faydası yok ( bkz : HARAKA HARAKA HAWA BARAKA..! isimli makalem ). “Sadede gelmek ve işin temellerine tekrar inmek zorundayız”

Sağolsun eski yönetim kurulu başkanım, kulağıma pelesenk ettiği cümle için ve yine sağolsun değerli yönetici arkadaşım, bir dostane sohbette bana veryansında bulunduğu için. Ben de işin temellerine dönme şansına sahip oldum sayelerinde..!! Ve bir teşekkür de düşüncelerini, fikirlerini tüm dünyaya yayan ve bizlere de nice ufuklar açan fikir üreticilerine… Onlar sayesinde tecrübelerimize anlam katıyor, kişisel yol haritalarımızı daha sağlıklı çiziyor ve kendimizi sürekli güncelliyebiliyoruz…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

26 Şubat 2013 – Salı / 17:44

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s