JURNAL 6… BAYRAMLAR..!

“Tarihin ve coğrafyanın” o kadar kritik noktalarında yer almış, o kadar “derin izler” bırakmış, o kadar büyük arbedeler yaşamışız ki “milli ve manevi hafızamızda” yer tutan bir sürü “değerli gün ve zaman dilimine” sahibiz. Dini bayramlar, milli bayramlar, kandiller, kurtuluş günleri vs… Maalesef birer retorik olarak, manalarına vakıf olmadan, birer tatil vesilesi görerek değerlendiriyoruz çoğunu. 26 ve 30 Ağustos’ lar nedeni ile gündemime oturdu bu sıkıntım kimbilir kaçıncı defa ve bir  kaç satır karalamak istedim yarama derman olması babından…

“Bizi biz yapan, bizi birarada  tutan, ortak hafızamızı ve kültürümüzü oluşturan hediyeler” aslında bu günler. Binbir güçlüğe, zorluğa, düşmanlığa, çaresizliğe karşı elele verip yedi düvele meydan okuduğumuz, manevi dünyamızı zirvelere ulaştırdığımız, dünyaya medeniyet ve insanlık dersleri verdiğimiz günlerin bakiyeleri…

Tarih kitaplarının eskiyen yaprakları arasında kalan, unuttuğumuz, unutturulduğumuz bir “eski zamanların hikayeleri” safsatası değil asla ve kata. “Dün dündür, bugün bugündür” aymazlığının yaşayan bir tecellisi yapamayız bu kadar değerli zaman dilimlerini… Bize düşen dünün değerlerini yarına, geleceğe; anlatarak, öğreterek, örnek olarak aktarabilmek. Malazgirt’ in bize nasıl bir gelecek açtığını, Büyük Taarruz’ un nasıl ve ne fedakarlıklarla zafere dönüştüğünü, Çanakkale’ de şehit düşen binlerce yetişmiş vatan evladının bu toplum için neler ifade ettiğini bilmek zorundayız. Dini bayramların neden “bayram” olduğunu, bireylerin ve toplumun manevi gelişimine, toplumsal uzlaşı ve refahına nasıl hizmet ettiklerini “tefekkür etmek ve anlatmak” mecburiyetindeyiz çocuklarımıza… Tabii ki anlatabilmek için öncelikle bizler “tekrar ve tekrar” öğrenmek zorundayız, düşünmek zorundayız üzerlerinde ve uzak durmalıyız bu mübarek zamanları “siyasetin kısır çekişmelerine kurban etmekten”

Bugünün Türkiye’ si bırakın birer “tutkal vazifesi gören” bu kutsal günleri bir tarafa bırakmayı, onlara her zamankinden daha fazla dört elle sarılmaya ihtiyaç duyuyor. Bizi tekrar birbirimize bağlayacak vesilelere, rabıtalara ihtiyacımız var çünkü, hiç olmadığı kadar. “Bu senin bayramın, bu benim bayramım, bu senin kandilin, bu benim günüm” gereksizliğinden kurtulup dört elle sarılabilmeliyiz bu bereket, paylaşım, huzur dolu değerli zaman dilimlerine…

Nice tefekkür ve nefis muhasebesi dolu, kendimizi ve değerlerimizi sorgulayıp olgunlaşabildiğimiz, birbirimizi gerçekten anlayıp hoşgörü, destek ve samimiyet gösterebildiğimiz değerli zaman dilimlerine…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

31 Ağustos 2013 – Cts / 14:01

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı JURNALLERİM içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s