İNSAN “KAYMAĞINI” YÖNETMEK..!

“Süte bak kaymağını kestirirsin, kaymağa bak sütünü anlarsın” bu makaleye temel teşkil eden düsturlardan birincisi… “İnsan “kaymağını” yönetmek İK’ cılara bırakılamayacak ama onlarsız da olmayacak kadar önemli” düsturu ise ikincisi… (Konuyla ilgili “teknik yaklaşımımı” merak edenler için bkz: İŞE ALIM “CİDDİ BİR İŞTİR”..! başlıklı makalem). 90′ ların başında atıldığım iş hayatında “İnsan Kaynakları” adıyla bir fonksiyon ve disiplin yoktu, daha ziyade “personel – özlük – sicil yönetimi” ile ilgilenen bürokratik ve idari departmanlar sözkonusu idi. Zamanla hepimizin hayatına en temel kaynak olarak insanı gören, performansını ölçen, onu daha mutlu ve vermli kılmaya çalışan bir yaklaşım girdi ve bugün en sıcak kavramlardan biri olarak sürekli karşımızda…

Hadi itiraf edelim, pekçoğumuz İK’ yı “gereksiz, verimsiz, beceriksiz bir maliyet unsuru” olarak görüyor, şirketlere dişe değer bir katkıları olmadığını düşünüyoruz. “Kurumsal performansa İK’ nın etkisi” hakkında ciddi şüpheler, soru işaretleri var. Ve Türk İş Dünyası’ nın bir gerçeği; ekonominin %95′ ini teşkil eden KOBİ’ lerin çoğunda adı İK olsa da, insan gerçeği ile bordro dışında alakası olmayan çalışanlar var… Peki böyle mi olmalı, nedir varlık sebebi İK’ nın, bugünün dünyası bir İK fonksiyonu gerektiriyor mu, gerektiriyorsa neleri içermeli bu fonksiyon? Tecrübelerimi ve dağarcığımı paylaşmak istedim sizlerle…

Temel çıkarımım, en başta zikredeyim; doğru kurgulanmış, misyon sahibi bir İK hiç bugünkü kadar gerekli olmamıştı. Neden mi böyle düşünüyorum? Bugünün dünyası ayakta kalabilmek için “organizasyonel mükemmelliğin” hayati olduğu bir dünya, organizasyonel mükemmelliğin yani “öğrenmenin, takım çalışmasının, kalitenin, değişime adaptasyonun, inovasyonun”Organizasyonel mükemmellik temelinde insan unsurunu barındırdığından, ana işlevi bu mükemmeliği yakalamak olan bir İK fonksiyonu da vazgeçilmez elbette ki…

Her zaman şu gerçeğe inandım; kurumlardaki yegane rekabet gücü bizatihi organizasyonun kendisidir. Eninde sonunda “rekabet gücünüzün geleneksel bileşenleri” taklit edilebilir; maliyet yönetiminiz, dağıtım kanallarınız, mamulleriniz, teknolojiniz… Taklit edilemeyecek olan, insandan müteşekkil olduğu için kendi ruhunu ve kişiliğini taşıyan tek bir rekabet avantajınız vardır, organizasyonel mükemmelliğiniz… “Yeni ekonomide” sizi öğrenme yeteneğiniz, hızınız, müşteri ilişkilerindeki yetkinliğiniz, çalışanlarınızın gönüllü katılımcılığı, çalışanlarınızın kalifikasyonu bir adım öne çıkarır veya geri bırakır (bkz: PORSCHE’ Yİ SATIP AR-GE’ YE YATIRMAK..! başlıklı makalem). İşte bu doğrultuda “müşteriye, yatırımcıya ve çalışana” değer katan, katma değer üreten fonksiyonlar eda edebilecek bir İK yapısı kurabilir isek, yapılan yatırımın kat be kat fazlasını alabiliriz bu insan “kaymağını” yönetmede birincil sorumluluk üstlenmesi gereken kadrolardan.

Sektörü, lokasyonu, ölçeği ne olursa olsun bugünün şirketlerini zorlayan temel bazı “dinamikler” var; teknoloji, sınırsız veri, karlı büyüme baskısı, “global düşün yerel hareket et” düsturu, yeni kuşakların iş ve yaşam anlayışı, kesintisiz bir değişim baskısı vb…

Globalizasyonun getirdiği müthiş bir “çeşitlilik, karmaşa ve belirsizlik” ve bunları öğrenip başedebilecek yönetici ve iş gücü ihtiyacı… “Yeni ürünler” geliştirme, “yeni müşteriler” edinme zorunluluğu… Sürekli hareket halinde müthiş bir “enformasyon ve yeni fikirler” kumkuması… Statükoyu sürekli sorgulatan ve daimi bir “yeniden yapılanma, yeniden inşa gerekliliği” doğuran “değişim, değişim, değişim”… Tüm bu meydan okumalarla başa çıkabilme konusunda ne kadar destek verebildiği, elini ne kadar taşın altına sokabildiği, ne kadar başarılı olabildiği ile alakalı aslında İK’ nın “varlığı, gerekliliği veya gereksizliği meselesi”…

Birkaç test sorusu mesela;

– İK bir “organizasyonel mimari” kurup sürekli güncelleyebiliyor mu? Şirketin “iş yapış tarzı için bir model” oluşturabiliyor mu?

– İK, şirket üst düzey yönetiminin oluşturduğu “stratejinin” yürütülmesinde ne kadar destekçi sahadaki orta düzey yönetim ekiplerine?

– İK, bir “kurumsal denetim fonksiyonunun” parçası mı? Acil müdahele edilmesi ve iyileştirilmesi gereken uygulamalara erişip etkin olabiliyor mu?

– İK, üst yönetimin ve kritik pozisyonların “yedeklenmesi ve sürekliliğin sağlanması” konularında proaktif mi?

– İK çalışanları şirketlerinin “temel faaliyet alanları ve teknik gereklilikleri” konusunda yeterince bilgili mi, sürekli eğitim alıp kendilerini geliştiriyorlar mı?

– İK departmanı, kendilerine de büyük kredi kazandıracak şekilde, “kurumsal verimliliğin arttırılmasında” rakamlara dökülebilecek bir etkinlik gösterebiliyor mı?

– İK, bir “bilgi ve koordinasyon merkezi” olarak çalışabiliyor mu? Piyasa eğilimleri, sektördeki gelişmeler, yeni iş yapış tarzları vb. konularda “kritik uzmanları, gerekli bilgiyi” biraraya getirip organize edecek bir “kütüphane ve veri merkezi” işlevi üstlenebiliyor mu?

– İK, üst düzey katılımlı toplantılarda “çalışanın sesi” olabiliyor mu? Çalışanların iş süreçlerine “gönüllü katılımları” hususunda bir “katalizör fonksiyonu” üstlenebiliyor mu? Çalışanların “moralinin ve motivasyonunun arttırılabilmesi” hususunda elini ne kadar taşın altına sokabiliyor, piknik düzenlemenin ötesinde çok daha yüksek değerli eğitim faaliyetlerini ne kadar organize edebiliyor?

– Ve en önemlisi İK, hangi oranda bir “değişim ajanı rolü” oynuyor? Değişimin beraberinde getirdiği korku, pasiflik gibi komplikasyonlarla ne ölçüde başarıyla “savaşabiliyor”, “değişime direncin yerine değişime uyumu, işini kaybetme korkusunun yerine değişimin parçası olma heyecanını” getirebiliyor?

Bence bu sorulara verilebilecek “anlamlı ve olumlu cevaplar” belirliyor İK’ nın “gücünü ve pozisyonunu” bir yapının içinde… Yönetsel mekanizmalara ve olumlu sonuçlara direkt katkısı ne kadar fazla ise bir İK’ nın, değeri ve vazgeçilmezliği de o oranda artıyor. Klasik “işe alım, prosedür oluşturma ve uygulama kontrolleri” gibi daha “bürokratik ve idari işlevlere” gömüldükçe İK birimleri, kendi varlık sebeplerini de daha acımasızca sorgulatır hale geliyorlar, maalesef…

Çok şey mi bekliyorum İK’ dan? Kendi başlarının çaresine kendileri mi bakacaklar? Özellikle üst yönetimden destek görmeden mi yapacaklar bütün bu arzu edilenleri? Tabii ki hayır;

Yönetim kurulları, icra kurulları nasıl destek vermeli bu hayati beklentilere?

a – İK çalışanlarının kendilerine yatırımları, eğitimleri, mesleki bilgileri arttırılmalı, şirket üst düzey yönetimi bu “bütçenin limitlerini”, önemine binanen, arttırmalı…

b – Yeni İK uygulamalarına “kaynak” ayrılmalı, sektördeki inovatif uygulamaların taklit edilip geliştirilebilmesi için imkanlar sağlanmalı…

c – İK’ dan beklentiler “net olarak tanımlanmalı” ve bu beklentiler doğrultusunda “performans ölçümü ve ödüllendirmeler” de yapılmalı…

d – Şirket kültürü değişimi, bilgi sermayesi” gibi nispeten ölçümlenmesi zor ve soyut kurumsal projelerin yürütülmesinde İK “yalnız bırakılmamalı”, yönetim ve icra kurullarının “tam desteği” kendilerine sağlanıp, bu destek “net ve açık bir şekilde” tüm şirkete duyurulmalı…

e – Özellikle “üst düzey yönetici istihdamı” süreçlerinde YK başkanları, genel müdürler tüm aşamaların içinde bulunup “aktif sorumluluk almalı ve destek vermeli”

İş dünyamız “sütün kalitesine” gereken yatırımı yapmadan en kaliteli “kaymağın” sahibi olmak istiyor sürekli… Oysa hem sütün kalitesine hem de bu sütten kaymak üreten süreçlere “yatırım yapmalıyız” ayakta kalabilmek için bugünün dünyasında… Sütümüz kaliteli olsa da hasbelkader, kaymağı üretecek “ara birimler” ilgiden ve yatırımdan mahrum kalırsa, bizi geleceğe taşıyacak insan “kaymağına” sahip olma şansımız da olmayacak yine…

Başta söylediğim gibi, “kaymağı elde etmek ve yerinde kullanmak” sadece İK’ cılara bırakılamayacak kadar önemli… Her ne kadar çok girmek istediğim ve ana uzmanlık alanlarımda yer alan bir konu olmasa da İK, gördüğüm lüzum üzerine birkaç satır karalamak ihtiyacı hissettim, sürç-i lisan etmiş isek affola…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

22 Ekim 2013 – Salı / 14:17

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s