BİRİLERİ BATARKEN, ÇIKMAK..! KRİZ YÖNETİMİ..!

“Uluslararası Proje Yönetimi Enstitüsü (UPYE) ile Özyeğin Üniversitesi Mezunlar Derneği’ nin (ÖZÜM)” ortaklaşa düzenlediği “Türkiye’ de Gayrimenkul Sektörünün Dünü, Bugünü, Yarını” konu başlıklı seminerin dinleyici sıralarında otururken VESRAM Kurucu Ortağı Hakan Eren’ den gelen soru tetikledi bu makalemi aslında; “2014′ de yapı sektörü için bir kriz bekleyenler ellerini kaldırabilirler mi?”. Ellerin bir kısmı yukarı kalkarken de kendi görüşünü ifade etmişti; “krize çoktan girdik, 2013′ ün son çeyrek verileri de bunu destekliyor zaten”… Bu makalenin konusu yapı sektörünün geleceği değil elbette, sektörler üstü bir konuya odaklanmak istiyorum, bizzat “sektörel krizler ve kriz yönetimi” kavramlarına;

– Bir sektörel krizin yaşam eğrisi nedir, hangi safhalarda cereyan eder?

– Sektörel bir kriz daha büyük bir genel krizin parçası veya sonucu mudur, böyle mi olmak zorundadır?

– Kriz nasıl yönetilir, diğer bir ifade ile “birileri batarken, çıkmanın yolları var mıdır?”

– Krizlere nasıl yaklaşır yöneticiler, nasıl bir ruh haline bürünür, neyi yapabilir, neyi beceremezler?

Bu hayati sorulara verilecek “doğru cevaplar; elimize sektörler üstü bir reçete, bir yol haritası” da tutuşturuverirler. Ben de sizlerle kendi tecrübe ve birikimlerimden yola çıkarak hazırladığım yol haritasını paylaşmak istiyorum…

Sektörel krizler genelde resesyon, durgunluk zamanlarında fazlası ile görülse de, “bu krizleri sadece daha büyük, genel ve yaygın krizlerin bir sonucu ve yansıması olarak görmek son derece yanlış ve kolaycı bir yaklaşım”. İlk önemli çıkarımım bu. İktisadi durum ve genel iş ortamı son derece uygun olsa da, herhangi bir sektör kendi iç dinamikleri ile büyük bir krize yuvarlanabilir ki ülkemiz yakın tarihi bu durumun sayısız örnekleri ile dolu. Eninde sonunda, bir mamul ve hizmet grubuna duyulan talep azalabilir, fiyatları düşebilir ve sektör kendi sorunları ile başbaşa kalabilir, büyüklüğü ve GSMH içindeki payı ne olursa olsun…

Yaşadığım tüm örneklerde bu tür sektörel krizlere karşı yöneticilerin ve patronların çoğunluğunun verdiği geleneksel, klasik bir cevap vardı;

a- Reddetme aşaması… Aşırı bir “özgüven”, “bizim sektörde kriz falan yok, abartıyorlar” yaklaşımı ve bunun bir ileri boyutu; “kriz olsa bile bize birşey olmaz” söylemi.

b- Artık dalgalar setleri yıkmaya başlayıp, gerçekler ortaya çoktığında tam bir “hazırlıksızlık, panik ve plansızlık örneği olan yaklaşımlar; başta işten çıkarmalar, gider azaltımına yönelik, sonuçları ve sonraki zararları çok da kaale alınmayan tedbirler, küstürülen tedarikçiler vs…”

c- Sektörel kriz “bitmeye yüz tuttuğunda, iyileşme belirtileri ortaya çıkmaya başladığında” biraz da yıkılan moralleri iyileştirmek adına “açılan musluklar, hesapsız yatırım kararları, gereksizce kullanılan dış kaynaklar vs…”

Elbette ki bu geleneksel cevabın kurtardığı şirketler de var, sayıları özellikle de belli safhalar geçildiyse eğer, son derece az olmakla birlikte… Ben yine de “her an yeni bir kriz olacakmışcasına yönetim kurgusunu aşağıda özetleyeceğim şekilde oluşturan şirketlerin” tüm krizlerden daha da güçlü bir şekilde çıkacaklarına inanıyorum…

İnceleyelim kriz safhalarını, safhaların belirgin özelliklerini, yanlış yapılanları ve de aslında yapılması gerekenleri:

Safha 1: Kara bulutlar ufukta toplanmış, veriler kötüleşmeye devam ediyor, satışlar ve karlar düşüyor ama yöneticiler eskinin güneşli günlerinin kısa sürede tekrar geri geleceği düşüncesinde. Klasik yaklaşım sonucu “bir kısmı hiçbir şey olmamış gibi davranmaya, bir kısmı da (şahsen son derece hatalı bulduğum bir şekilde) yatırımlarını çeşitlendirmeye, ana faaliyet alanlarının dışındaki alanlara yatırım yapmaya başlıyorlar”... Oysa ki krizlerden büyüyerek çıkanların davranış tarzı farklı; “hem en kötüsüne hazırlıklı oluyorlar hem de ana faaliyet alanlarına dört elle sarılıp, tüm kaynaklarını bu alandaki avantajları değerlendirmeye vakfediyorlar.”

i- En kötüsüne hazırlıklı olmak: Üzerinde çalışılmış, detaylı ve amaca hizmet edecek bir “acil eylem planına sahip olmak”… Ve bu plana, kriz bizi duvara sıkıştırmadan önce sahip olmak… Hepimiz biliyoruz ki “bir şirket krizin tam ortasındaysa eğer, artık yöneticiler yeni kurtarıcı fikirleri kolay kolay oluşturamazlar”. Can derdine, panik havasına kapılanlardan doğru karar ve yeni fikirleri beklemek hem safiyane olur hem de haksızlık… Hem kariyer maceralarımdan hem de danışmanlık hikayelerimden kaynaklanan net bir fikrim var; kriz zamanlarında da yöneticiler parlak günlerinde kullandıkları araç ve yaklaşımları kullanmaya devam ediyorlar, bunların işe yaramadığını görseler dahi… Krizde dönüşüm mümkün değil; güneşli, parlak günlerde hazırlamış olmalıyız acil eylem planlarımızı…

ii- Ana faaliyet sahamıza odaklanmak: Krizlerde yatırım alanlarını çeşitlendirmek bireysel yatırımcılar için doğru olabilir, yumurtaları aynı sepete koymazsınız ama kurumlar için iyi sonuçlar doğurduğunu ben pek görmedim. Neden? Başka alanlara da kaymaya çalışmak ana iş sahasındaki pazar payını azaltıp, daha volatil, daha dengesiz ve daha fazla genel gider oluşturan bir yapı doğuruyor beraberinde. Çok daha doğru olanı ve anlamlısı, ana iş alanını güçlendirecek yatırım ve de hatta satınalmalara yönelmek. Kriz zamanları yere sağlam basacağımız aikido zamanları, slalom yapacağımız kayak zamanları değil…Pekçoğumuz yollardaki en iyi sürücü olduğumuzu düşünürüz ya, galiba kurumsal dünyada da böyle. Çoğu yönetici ve patron, krizlerle rakiplerinden daha iyi başa çıkacağını düşünüyor, halbuki gerekli ve yeterli planlama olmadan çok zor bu, sadece hayal kurmuş oluyoruz ve kaygan yolda şarampol, kış lastiklerimiz yoksa, kaçınılmaz…

Safha 2: Artık varolma savaşının tam ortasındayız. “Birşey olmaz” söylemi çalışmadı ve tüm çalışanlarımızla, tüm üçüncü parti iş ortaklarımızla beraber aynı kapana girmiş durumdayız. Birkaç küçük rakibimiz çoktan battı. En kaliteli çalışanlarımız, yatırımcılar, banka kredileri daha parlak durumdaki, geleceği daha vaatkar sektörlere kaçıyor. Yorumcular sektördeki krizin daha ne kadar süreceğini bilemiyorlar, daha da kötüsü sektörün artık eski parlak günlerine dönemeyeceğini iddia edenler var aralarında. Şirketler artık “hayatta kalma” modundalar… Peki bu safhadaki doğru yaklaşım ne olmalı;

i- Krizin elbet bir gün biteceğini, sonrasındaki tabloyu görebilmek, kriz sonrasına hazırlıklı olmak: Bu safhadaki klasik yaklaşım ki çoğumuz aşinayız; hızlı ama yanlış kararlar almak, maliyetleri azaltmak için yükü tüm şirket ekosistemine yaymaya çalışmak, eleman çıkarmak, yatırımları acilen kesmek, bütçeleri kısmak, hedefleri düşürmek, tedarikçileri fiyat düşürmeye zorlamak, rakiplerin vermediği ama bizim verdiğimiz hizmetleri kesmek, vs… Elbette ki “maliyet yönetimi şirket yaşam döngüsünün her safhasında çok önemli” ama giderleri azaltacağım diyerek çalışanlarınızı kapının önüne koyduğunuzda, işlerin düzelmesinin ardından onları tekrar işe almak zorunda kalacaksınız; tazminatlar, yapılan eğitim harcamaları, kaybolan maddi olmayan varlıklarınız cabası… Ya köşeye sıkıştırdığınız tedarikçileriniz? Sürekli daha düşük fiyatlarla istediğiniz malzeme ve hizmetler yüzünden çoğu sahneden çekildiğinde sizin ürün ve süreç kaliteniz ne hale gelecek? Halbuki bence daha doğrusu onlarla kurulacak daha sıkı bir paylaşım, çok daha fazla malzemenin dışarıya verilmesi, stok yönetimini onlarla beraber yürütmek gibi onları da bizlerin kaderine bağlayacak samimiyet seviyesindeki ilişkiler… Maliyetler elbette dikkatle yönetilmeli ama anahtar kelime; “istikrar”. İyi zamanlarımız ile kriz dönemlerimiz, uygulamalar açısından çok büyük farklılıklar gösteriyorsa, çalışanlarımızla, müşterilerimizle, tedarikçilerimizle aramızda doğacak ve kolay kolay da tamir edilemeyecek güven bunalımı kaçınılmaz… “Parlak zamanlarda çoğumuzun adeta bir lütuf gibi gördüğümüz kazan-kazan ilkesine, kriz dönemlerinde bir cansimidi olarak sarılmak zorundayız.”

ii- Ana faaliyet alanlarımızın zora düşmüş oyuncularını satınalmak: Krizlerde hepimiz kaçınırız değil mi para harcamaktan? Oysa ki ne büyük fırsatlar sunarlar bize zordaki iyi oyuncuları satın almak… Bakış açısını bu yönde değiştirenlerin kriz sonrasında ulaştıkları büyüklükler inanılmaz düzeyde. Ama “altın kural” yine “ana faaliyet alanımızdaki oyuncular”. Hem rakiplerinizi ortadan kaldırıyor, hem de “konfor alanınıza” yatırım yapıyorsunuz.

Safha 3: Kriz bitti, güneş gözüküyor bulutlar arasından… Sektör oyuncuları tekrar stok yapmaya, sektöre verilen krediler artmaya, yatırımcılar geri gelmeye başladılar. Klasik yaklaşım; “oh kurtulduk artık, bir daha böyle bir felaket yaşamayız” havasında, musluklar sonuna kadar açıldı. İlk iki safhayı başarıyla atlatanlar bu safhaya da hazırlıklılar aslında, benim asıl sözüm tabir caizse direkten dönenlere;

i- Gaza yavaşça basmak: Krizler bitmez, sadece birbirini takip eder. Zaten doğrusu da budur, ekonomik hayatın kalbi canlılığını böyle ispat eder, eğri aşağı yukarı bir çizgi izler. Krizleri zarzor atlatanların gaza hızla basmaları, bir sonraki krizden kurtulabilme şanslarını yok eder.

ii- Yeni yönetim yaklaşım ve araçları edinmek: Krizlerden sonra ayakta kalabilmek bizlere verilmiş yeni bir şans, bu şansı iyi değerlendirmek zorundayız.  Bir önceki yazım BİR ŞİRKET DÖNÜŞÜMÜ HİKAYESİ..! / “KRİZDEN ÇIKTIK, ŞİMDİ NE YAPACAĞIZ..?” da tam bu konuya değinmişti. İlk iki safhadaki önerilerimizi dikkate alacak yeni bir yönetim felsefesine  ve yönetim araçlarına sahip olmak, bunları edinmek için gerekenleri yapmak zorundayız.

Ekonomik hayat bazen büyük, genel ve herşeyi yutucu dev dalgalarla, tsunamilerle altüst oluyor, kontrolümüz dışındaki bu büyük gelişmelere karşı ayakta kalmak kolay değil. Allah’ tan, bunlarla çok sık karşılaşmıyoruz. Asıl ve çok daha yaygın olanlar sektörel bazda kendini gösterenler. İşte bunlara karşı yapacak çok şey var fakat kriz yönetimindeki öngörüsüzlük ve başarısızlığımız, çok büyük fırsatların elimizden kaçıp heba edilmesine neden oluyor.

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

11 Şubat 2014 – Salı / 14:08

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

2 Responses to BİRİLERİ BATARKEN, ÇIKMAK..! KRİZ YÖNETİMİ..!

  1. Birol Dursun dedi ki:

    Lütfullah abi eline sağlık, çok iyi anlatmışsın bizim durumu.

    “Kriz zamanları yere sağlam basacağımız aikido zamanları, slalom yapacağımız kayak zamanları değil… Pekçoğumuz yollardaki en iyi sürücü olduğumuzu düşünürüz ya, galiba kurumsal dünyada da böyle. Çoğu yönetici ve patron, krizlerle rakiplerinden daha iyi başa çıkacağını düşünüyor, halbuki gerekli ve yeterli planlama olmadan çok zor bu, sadece hayal kurmuş oluyoruz ve kaygan yolda şarampol, kış lastiklerimiz yoksa, kaçınılmaz…”

    • LÜTFULLAH KUTLU dedi ki:

      Birol Bey;

      Umarım aikido ile kayağın, güvenli yol ile şarampolün hakkıyla anlaşılabilmesi konusunda faydam oluyordur. Bazen bunların dahi birbirlerine karıştırıldığına şahit oluyorum maalesef. Bir de güvenli gittiğini zannedip tüm trafiği tehlikeye sokanlar var, onları da unutmayalım..!

      Selamlar;

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s