JURNAL 14… NE KADARINI BİLDİĞİMİZİ BİLİYOR MUYUZ..?

Son dönemlerde hayretle “herşeyi bilenlerin adeta dünyaya nizam veren” iddialı söylemlerini takip ederken; “Acaba ne kadarını bildiklerini biliyorlar mı?” sorusunu sıklıkla sorar halde buldum kendimi. Kendi çapımda tüm çabam her gün dağarcığıma bir tuğla daha eklemek iken hayatın farklı safhaları ile ilgili okuduklarım, izlediklerim ne kadar azını bildiğime dair “dehşetli uyarılar” veriyor bana ve tüm hayata, kainata bakış açımı biraz daha netleştiriyor, biraz daha “mütevazi” hale getiriyor beni… Oysa ki “bilgin kadar değil, paran kadar konuş” bayağılığının zirve yaptığı günümüz dünyasında, pekçok insanın aşağıdaki alıntılar ve benzerleri sayesinde “nerede durduklarını tekrar ve tekrar gözden geçirmeleri” gerektiğine inanıyorum, “egonun ve içi boş malumatfüruşluğun zirve yaptığı iş dünyası da dahil olmak üzere”… Yönetim danışmanlığım bana her gün “öğren, daha fazla öğren” derken karşılaştığım “ne gerek var, bildiklerim bana fazlasıyla yeter” tavrı durumun vehametinin ulaştığı noktayı ortaya koyuyor zaten…

Alıntı 1 : Popular Science Türkiye / Ağustos 2014 / Evren’ in Kodu :

“… Kanada Vancover’ deki British Columbia Üniversitesi’ nden fizikçi Van Raamsdonk’ un ilginç bir sorusu var; “Sabah uyanıp aslında bir bilgisayar oyununda yaşadığınızı farkederseniz ne düşünürsünüz?…. Üç boyutlu fiziksel dünyanın tamamı, başka bir yerde kodlanan enformasyondan doğan bir yanılsama olabilir “”

“… holografik evren modeli ister fizik yasalarını anlamak için geliştirilen matematiksel bir tasarım olsun isterse gerçeğin ta kendisi, Evren’ in üç boyutlu bir projeksiyon olduğunu düşünmek önemli sonuçlar doğuruyor.”

“… Evren holografik bir yanılsama ise Dünya’ da hayatın ortaya çıkmasına imkan tanıyan fizik yasaları da bu simülasyonun yazılım kodunda yer alan komut satırları olabilir.”

“… Evren’ in maksimum çözünürlüğü Planck sabitidir. Planck ölçeğinden daha kısa mesafelerde ve daha kısa zaman aralıklarında fizik yasaları anlamını yitiriyor, öyle ki Evren’ i oluşturan uzay-zaman bile ortadan kalkıyor. Bu bağlamda üç boyutlu fiziksel evreni bir holografik projeksiyon olarak ifade edebiliriz.”

Alıntı 2 : Popular Science Türkiye / Ağustos 2014 / Nöronların Dansı :

“… İnsan beyni milyarlarca nöronun birbiriyle bağlanarak kurduğu eşsiz bir ağ yapısıyla işlev kazanıyor. Bu sinir hücrelerinin herbiri 1.000 ile 5.000 arasında değişen sinaps sayısına yani hücrelerarası bağlantıya sahip. Trilyonlarca sinapsla kurulan böylesine güçlü ve karmaşık bir ağ yapısında görsel veya işitsel merkezlerin nerede olduğunu veya hafızanın beynin hangi bölümlerinde şekillendiğini biliyor olsak da bizi biz yapan farkındalığımızın nasıl oluştuğuna emin değiliz.”

“… Yaptığımız her şey, aklımızdan geçen her bir düşünce, tüm hayallerimiz, rüyalar veya içinde yaşadığımız dünyayla olan bağlantımız beynimizde üretilen elektrik sinyalleri sayesinde gerçekleşiyor”

“… Beynin farklı bölgeleri birbirinden farklı işlemleri gerçekleştirmek için özelleşmiş durumda. Bu yüzden bilincin izini sürmek veya düşüncelerin oluşumunu takip etmek pek kolay değil. Tüm bu bölgelerden gelen ayrık bilgiler bir şekilde birbirine bağlanarak bütünleştiriliyor ve biz elde edilen son yapıyı düşünce veya deneyim olarak algılıyoruz. Ancak beyinde böyle bir bağlama merkezi yok”

“… Rudolfo Llinas; özgür irade sandığımız şeyin tamamen nöronların salınımıyla gerçekleşen bir yönlendirme olduğunu söylüyor. O’ na göre aslında öncesinde nöronlar bizim adımıza tam olarak ne yapacağımızı seçmiş oluyorlar ama bizler seçimi kendimizin yaptığını sanıyoruz. Bu durum aradaki gecikmeyi fark edemiyor oluşumuzdan kaynaklanıyor. Yani biz bir karar vererek beynimizdeki nöronları harekete geçirmiyoruz, aksine kararı onlar alıyor ve bizi bu doğrultuda yönlendiriyorlar”

“… Rudolfo Llinas; beyni kendi içinde mükemmel işleyen, kapalı bir sistem olarak görüyor. Hatta onun dış dünyayı bizim kişisel bakış açlısı sandığımız şekilde modelleyen bir “gerçeklik taklitçisi” olduğunu söylüyor. “Esasen bir hayal kurma makinesi gibiyiz. Gerçek dünyanın sanal modellerini üretip duruyoruz””

Alıntı 3 : CHIP / Ağustos 2014 / Sinsi Tehlike :

“… Edward Snowden bundan tam bir yıl önce NSA’ in içyüzünü ifşa edenin kendisi olduğunu açıkladığında; “En büyük korkum açıkladıklarımın hiçbir şeyi değiştirmemesi” demişti. Snowden bu açıklamasından kısa süre önce Amerikan Gizli Servisi NSA’ in (Ulusal Güvenlik Ajansı) ve İngiltere’ deki karşılığı olan GCHQ’ nun (Hükümet İletişim Merkezi) uluslararası iletişimi dinlediğini, akıl almaz sayıda telefon konuşmasını, e-postayı ve diğer veriyi hiçbir şüphe olmadığı halde kayıt ve analiz ettiğini duyurmuştu. Bu gözetlemenin kapsamı o denli büyük ki rakamlar bile kavramamıza yetmiyor. Sırf NSA; 40.000 çalışanıyla, 40 ila 50 milyar arası kaydedilmiş telefon görüşmesi ve e-postadan oluşan bir veri havuzuna sahip ve yıllık bütçesi de 10.8 milyar dolar”

“… E-postaların birinde NSA’ in eski müdürü Keith Alexander Google’ ın o zamanki müdürü olan Eric Schmidt’ i diğer şirketlerin başkanları ile birlikte (Apple CEO’ su Tim Cook ve Microsoft’ un eski başkanı Steve Ballmer da var) gizli bir toplantıya çağırıyor… E-posta yazışmalarının en çarpıcı yanı, NSA ile şirket yöneticilerinin son derece içli-dışlı olması.”

“… Böylesi e-postalar gizli servislerin internetle ve internetin önde gelenleri ile ne kadar yakından ilişki içinde olduğunu kanıtlıyor. Bu hizmetlerin gözetiminden kaçmanın tek yolu interneti terk etmek gibi görünüyor. Ama bu bile casuslardan sizi kurtaramıyor”

“… NSA ve GCHQ; Twitter’ ı ve benzerlerini en başından beri internet aracılığıyla kamuoyunu etkilemek için kullanıyor. Nisan 2014′ de Snowden’ ın sırdaşı gazeteci Glenn Greenwald’ un gösterdiği gibi, gizli servisler sosyal ağlar üzerinden sayısız mesaj ve multimedya içeriği gönderiyor ya da kendi yaydıkları “viral” haber kampanyaları başlatmaya çalışıyor. GCHQ’ nun bir raporuna göre böylesi çevrimiçi operasyonların amacı propagandayı yaymak ve halkı aldatmak”

Birbirleri ile tamamen alakasız üç farklı konuda iki farklı kaynaktan alıntılar bunlar. Ortak noktaları ise tam bir “ezber bozan” olmaları. Kainatın yapısı gibi makro büyüklüklerle, beynin çalışması ve işlevi gibi kadim sorularla veya sosyal ağların manipülasyonu gibi toplumsal sorunlarla ilgililer ama herbiri genel yargının aksine “ezber bozuyor, düşünce gücümüzün sınırlarını zorluyorlar”.

İnsanlık tarihinin hiçbir diliminde at izi ile it izinin, sapla samanın birbirine bu denli karıştığı bir dönem yaşanmamıştı. Doğru bilinen yanlışların sayısı hiç bugünkü gibi artmamış, kitleler bu ölçüde manipule edilmemişti. Bu girdaptan kurtulmanın tek bir yolu var; bilgi, bilgi, bilgi…

Evrenin kodu, beynin işleyişi, internetin manipülasyonu; inanç dünyamda ve entelektüel maceramda hepsi anlaşılabilir ve kabullenilebilir yansıma ve referanslara sahip. Bu da beni normalde olabileceğimden daha mutlu ve verimli bir birey haline getiriyor büyük ihtimalle. Hatta düşüncenin sınırlarını zorlayan senaryo ve teorileri anlamaya çalışmak mesleğime de büyük fayda sağlıyor ve istiyorum ki özellikle toplumun geleceğine yön verenlerin/vereceklerin birincil önceliği “bilgileri kadar konuşmak olsun, paraları kadar değil”.

Haksız mıyım?!

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

27 Ağustos 2014 – Çarşamba / 13:59

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı JURNALLERİM içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s