UMDUĞUN DEĞİL, BULDUĞUN..!

Yeni başbakanın belirleneceği günlerde ortaya çıktı bu makalenin konusu aslında, yine “siyasi hayat ile iş dünyasının gereklerini” birleştiriverdim beynimde ve şu kapsamlı soru çıktı ortaya;

İster siyasette olsun ister iş dünyasında, yürütmenin “bir numaralı” koltuğunu işgal etmeye başlayanlar hangi temel farklılıklarla yüzleşirler hayal ettiklerinin hilafında ve ötesinde, hangi acımasız gerçekler çıkar karşılarına, “ne umarlar, ne bulurlar” tabir caizse? Genel bir “uyarı levhası, kontrol listesi” oluşturabilir miyim tecrübemin, dağarcığımın ve arşivimin ışığında?

Soru zor, cevap daha da zor ama beni son derece tatmin eden bir “ana başlıklar manzumesi” oluştu soruyu ilk sorduğumdan bu yana ve ben de aşağıda sizlerle paylaşıyorum güvenle;

“Yönetmek aslında nedir” koltuğu işgal etmeden önce kurulan hayallerle kıyaslandığında?

1- Yönetmek; günün sonunda sadece bir “insan” olduğunu bilmektir: Bir numaralar ve takipçileri çoğu zaman bu figürleri “yenilmez kahramanlar” sınıfına sokarlar. Bu ciddi illüzyonun yıkıcı etkileri o kadar büyüktür ki tüm bir numaraların birincil ödevi “kendilerine atfettikleri önemi, her şeyi bilebilecek ve yapabileceklerine dair kör inancı” periyodik oto-kontroller ile oluşmadan öldürmek olmalıdır. Çoğu bir numara koltuğa oturduğunda halihazırda sahip oldukları donanım ve yeteneklerin aslında o sorumluluk alanı için yetersiz olduğunun farkına varır. Burada yapılması gereken “mütevazi kalabilmek, karar ve eylemlerini defaatle gözden geçirmek, diğerlerini dinlemeye devam etmek ve en önemlisi kendisine samimi olarak gerçeği ifade edebilecek kadroları etrafında bulundurabilmektir”. İster siyaset erbabı olsun ister iş adamı, nihayetinde yaşanan tüm krizlerin gerisinde “yağ çekenlerin” ve “kendi ajandasını gerçekleştirmeye çalışanların” etkisindeki “bir numaraların” yattığı yadsınamayacak bir gerçektir (Bkz: KONUŞMA, KARIŞMA, ÇALIŞMA..! YAĞ ÇEK..!! başlıklı makalem)

2- Yönetmek; gelen her bilginin doğru olduğuna değil, satır aralarındakine inanmaktır: Bir numaralar doğal olarak müthiş bir “bilgi ve veri bombardımanına” tabi tutulurlar fakat sürpriz olan bu bilgilerin çoğunun “doğru ve güvenilir olmadığı” gerçeğidir. İster bir “kurmaylar ordusu ile çevrili başbakanın toplumsal hareketleri yanlış yorumlaması ihtimalini” düşünün, ister “direktörlerinin etkisi altındaki bir genel müdürün yanlış stratejileri benimsemesini”, temelde aynı problem çıkar karşımıza; bir numaraya ulaşan bilgi “filtreden geçmiştir, manipüle edilmiştir, şekil ve istikamet değiştirmiştir, bazen iyi niyetle bazen de kötü niyetle”..! Bir numaranın en yakınındakiler bile çoğu zaman “hoş olmayan gerçekleri” söylemekten çekinirler, “kariyerlerini ve pozisyonlarını” tehlikeye atmamak adına. Çözüm biraz cesarettir aslında; antenleri dışarıya yöneltmek, bağımsız danışmanlardan, akil adamlardan, müşteri, tedarikçi ve sektör temsilcilerinden destek almak, “realiteyi duymaya gönül vermek”. Siyasilerin kendi tabanları dışındaki farklı seslere kulak vermeye çalışması da politik hayattaki pek çok tıkanıklığın açılmasını sağlayacaktır (Bkz: VERİ Mİ, BİLGİ Mİ, YORUM MU..? başlıklı makalem)

3- Yönetmek; her yönetenin üstünde başka bir merciin var olduğunu unutmamaktır: pek çoğumuz profesyonel hayatta bu dersi acımasızca alıyoruz..! Nihayetinde “ücretli bir yönetici olduğumuzu, ürettiğimiz katma değer ne kadar yüksek olursa olsun birilerinin bizi işe aldığını ve işten çıkartmak için de çok haklı gerekçelere ihtiyaç duymadıklarını” tecrübe ediyoruz çoğu zaman. Fakat görüyorum ki bu hata ısrarla tekrarlanmaya devam ediyor özellikle iş dünyasında. Genel müdürler her ne kadar “yönetim hiyerarşisinin” en tepesinde yer alsalar da, rapor ettikleri yönetim kurulları veya patronlar var. Bu merciiler kendilerini işe alıyor, işten çıkarıyor, ücretlerini, primlerini belirliyor, stratejilerini destekliyor veya uygulanmasına engel oluyorlar. Siyasi karşılığını yazmama gerek yok aslında; tek temel belirleyicinin milli irade olması şartı… (Bkz: YÖNETİM KURULLARI..! TERCİH – SONUÇ İLİŞKİSİ..! başlıklı makalem)

4- Yönetmek; her söz ve hareketin bir mesaj olduğunun farkında olmaktır: Bir numaranın her söz ve hareketi, “düşündüğünün çok daha ötesinde anlamlar” ifade eder takipçileri için, “dalga efekti” çok daha yüksek olur, çoğu zaman “yanlış yorumlanır”, “maksadını aşar” şekilde değerlendirilir. Bizzat bir numaranın “seçilme süreci ve seçimi başlıbaşına bir mesajdır” zaten. O’ nun kişiliğinde akis bulan fikir ve düşünceler yapının geleceğini şekillendirecektir. İnsanlar bu kişiliğe ve geçmiş tecrübelerine bakarak kuracaklardır “varsayımlarını”. Dolayısı ile sadece seçilen bir numaranın kendisi değil “seçim süreçleri de” fazlası ile önemlidir. İster siyasette olsun ister iş dünyasında; bir numara “verdiği mesajları yönetmesini” bilmelidir. Yanlış algılanan, yanlış yorumlanan mesajların zararlarını “asgariye indirecek”, yerine ulaşan mesajların etkisini “azamiye çıkaracak” yolları ve uygulamaları bilmeli / becerebilmelidir (Bkz: “SİZİ KURTARMAYA GELDİM”..! başlıklı makalem)

5- Yönetmek; her şeyin kontrol edilemeyeceğini görmektir: “bir numaralı koltuğa” gelmeden önce de bir hayatları vardır profesyonellerin, siyasilerin ve bu hayatlarında da genelde çok başarılıdırlar ki terfi ettirilirler veya yukarı doğru “ittirilirler”. Asıl “meydan okuma” da bu noktada başlar zaten; sizi bugüne kadar başarılı kılan “beceri ve tarzınız” yeterli gelmez “bir numaralı koltukta”. Hemen farkedersiniz ki “organizasyonun günlük hayatından” kopmuşsunuzdur, kontrolü kaybetmişsinizdir artık. Kurumun içinden ve dışından, zaman ve enerjinize yönelik talepler çok fazladır; “delege edemiyorsanız, yandınız”..! Siz “stratejiyi çizmek, yönü göstermek” zorundasınızdır artık, sizin “son sözü gönül rahatlığı ile söylemenize imkan hazırlayacak” bir ekibe ve mekanizmaya ihtiyacınız var. Yükü beraber omuzlayacağınız bir “güç odağına” gereksinim duyarsınız. Günümüz siyasilerinin de bence en zayıf olduğu fakat aynı zamanda da “başarı yolundaki en belirleyici yetenek” bu; “doğru ve etkin delegasyon ve güç odağı yönetimi” (Bkz: BAŞKANIN TÜM ADAMLARI..! başlıklı makalem)

6- Yönetmek; “kim için” ve “hangi hedefe yönelik olarak yönettiğini”  netleştirmektir: birara çok modaydı iş dünyasında “hissedarların menfaatlerini azamiye çıkarmak” söylemi. Yaşanan bir sürü ekonomik kriz, yolsuzluk ve dengesizlik gücünü kaybettirdi bu söyleme. “Bugünün ana söylemi: sürdürülebilir, uzun ömürlü bir ekonomik ve sosyal katma değer üretebilmek”. Kısa vadede başarı olarak görülebilecek pek çok adım, uzun vadede kurumları zayıflatabilir. Siyaseten farklı mı? Günü kurtarmaya yönelik bir numara adımlarının uzun vadede ülkelerin elini zayıflattığını, hem ülkemizde hem Dünya’ da defaatle tecrübe ediyoruz. Bu “telefatı” sıfıra indirmek mümkün değil elbette siyasetin yapısı gereği ama “yönetim gücüne kimler ve hangi hedef adına sahip olduğumuz” hakkındaki kesintisiz tefekkür, hem iş dünyasında hem ülkenin geleceğinde zaman ve enerji kaybına ciddi bir şekilde engel olacaktır (Bkz: “KAFAM ÇOK KARIŞIK..! AJANDAM DA..!” başlıklı makalem)

7- Yönetmek; emretmek değildir: “bir numara” elbette ki bir organizasyondaki “en güçlü figürdür”. Fakat bu gücü “sadece emrederek iş yaptırmak” veya “önüne konulan projeleri emrederek gündemden kaldırmak” yönünde kullanamaz, kullanırsa “yönetemediğine” dair dersi acı bir şekilde alır. Tam aksine, gücünü “emret – kontrol et” modeli ile fiiliyata geçiren bir numaralar gerçekte “kendilerinin ve kurumlarının enerjilerini” heba ederler. Ben; gücün çoğunlukla “dolaylı uygulanması” taraftarıyım. “Gidilecek yön” için kurulan mutabakatın, “çizilen stratejinin” uygun ton ve üslup ile “geniş tabanlı paylaşımı” bir numarayı çok daha güçlü bir konuma getirecektir. En önemsiz detaylarda dahi “kendisinin onayını şart koşan” bir numaraların nasıl paralize olduklarının örneklerini çok gördüm ben, siyasi hayatımızdaki yansımalarını da varın siz düşünün (Bkz: “NE” YAPACAĞIMI DEĞİL, “NEDEN” YAPACAĞIMI SÖYLE..! başlıklı makalem)

Şu bir gerçek; hangi tür yapıdaki hiyerarşi olursa olsun; en tepedeki koltuk pek çok bir numara için büyük sürprizler getiriyor beraberinde. “Umduğumuzu” bir kenara bırakıp, “bulacağımıza” hazırlıklı olmak gerek…! Başbakan için de geçerli, genel müdür için de, sadece ölçekler ve mekanizmalar farklı…

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

13 Ekim 2014 – Pazartesi / 15:28

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s