YAPILANDIRMA FURYASI “YENİDEN YAPILANMADAN” YÜRÜMEZ..!

Özellikle Ağustos 2018′ den bu yana devam eden bir “yapılandırma furyamız” var artan kurlara ve faiz oranlarına eşlik eden. Başladığından bu yana ağırlıkla kur arttıkça artan azaldıkça azalan bir “konkordato” dalgası da görüyoruz, bu dalgaya kapılanların çoğu da maalesef iflas ediyor ve ticari hayata da bir daha dönemiyorlar. Uluslararası gelişmeler, kur hareketleri, seçimler, yükselen enflasyon, artan hammade, ilk ve yarı mamul maliyetleri, yükselen işsizlik oranları derken yine depresif bir ruh haline büründük ülkece ve maalesef 2019 da kayıp bir yıl gibi görünüyor önümüzde. Umutlar yine 2020 ve sonrasına kaldı.

Son derece büyük, anlı şanlı holdinglerimizi dahi etkisi atına alan bu yapılandırma furyasını takip ederken yine pek çok kavramın içinin boşaltıldığını, altının oyulduğunu, anlam kayması yaşadığını ve asıl amaçtan sapıldığını gözlemliyorum, bu makalemde ağırlıklı olarak bu sapmaları ve olağan sonuçlarını analiz etmeye çalışacağım.

En önemli sıkıntı bizatihi “yapılandırmaya vakfettiğimiz anlamla” ilintili; “yapılandırma borç erteleme değildir” ve sadece bilançodaki borç yükünü geleceğe taşımak, biraz rahatlamak olarak değerlendiriliyorsa bilinmelidir ki bu yolun sonu çıkmaz sokaktır. Çünkü %10 – %15 faiz yükünü dahi taşıyamayan kurumların; kendilerini, iş yapış tarzlarını, kadrolarını, kurgularını ve yönetim felsefelerini değiştirmeden, yükselen mevduat faizleri gerekçe gösterilerek önlerine bankalar tarafından konulan %40 – %45 faiz yükünü kaldırmaları mümkün değildir. Bu yaklaşım sadece “kaçınılmaz sonu erteleme çabasıdır”, “beyin ölümü gerçekleşmiş” hastayı suni solunum ve yaşam destek üniteleri ile hayatta tutma girişimidir.

Makalenin başlığı bu anlamda çok şey ifade etmektedir; yeniden yapılanmadan yani kendimize dönüp bakmadan, giderlerimizi, gelirlerimizi, karlılığımızı, borç servisi yapabilme gücümüzü mercek altına yatırmadan, sağlıklı ve sürdürülebilir bir organizasyonel ve finansal yapı kurmanın yollarını bulmadan finans kurumlarının kapısını çalmak şirketlerimize de ülke ekonomisine de bir fayda sağlamayacaktır. Zaten kıt olan, son dönemlerdeki yanlış ekonomik kararların etkisi ile de iyice daralan kaynaklarımız son derece beyhude çabalarla iyice heba edilecektir. Zaten amacına uygun olarak kullanılmayan “konkordato” müessesesi sihirli bir değnek değildir ve bu müesseseyi bugünkü formatında kullanan işletmelerin de ticari hayatlarına geri dönmeleri son derece küçük bir olasılıktır.

Pek çok makalemde tekrarladığım ve “yönetim danışmanlığı faaliyetlerimin” temel söylemi olan ifademi buraya tekrar almak isterim; “mali performansı düşük kurgu ve kadro anlamsız, kurgusu yanlış bir kadro israf, kadrosu yetersiz bir kurgu ise fantezidir”. Bu nedenle tüm “yapılandırma” projeleri “mali performans, kadro ve kurgu” üzerinde derinlikle çalışmış “yeniden yapılanma” çabaları gerektirmektedir ve “doğru ve etkin bir yeniden yapılanma” başarılmadıkça yani “yapısal problemler” çözülmedikçe “yapılandırma” hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

“Yapılandırmanın” anlam ve içeriğine yönelik bu saptamalarımdan sonra “işleyiş ve mekaniği” ile ilgili aşağıdaki hususları sizlerle paylaşmak isterim;

1. Kurumların, hissedarların ve profesyonellerin “müzakere ve iletişim yetenekleri” çok önem kazanıyor. Her zamanki gibi “danışmanları etkili bir şekilde kullanabilmek” çok hayati. Yapıların kendilerini hakkıyla temsil ve ilzam edecek, iletişim yeteneği güçlü şahısları masaya oturtmalarında tüm tarafların ali menfaatleri adına büyük fayda var. Sadece müzakere süreçlerinde yetersiz kaldığı için aslında kurtulabilecek durumda iken ticari hayatını sonlandırmak zorunda kalacak çok firma olacaktır. Burada patronlarımıza kendilerinin de çok iyi bildikleri bir gerçeği tekrar hatırlatmak istiyorum; bankalarımız çok ciddi denetim altındalar, karar mekanizmaları yavaş çalışır ve doğaları gereği sınırsız olmayan kaynaklarını “kullandırmak” değil, “kullandırmamak” temayülündedirler, dolayısı ile onları ikna etmek hakikaten güçtür. Onların dllerini, jargonunu, mentalitesini, hassasiyetlerini iyi bilen profesyonel ve danışmanları çıkartın karşılarına, sazı sürekli kendiniz çalmaya çalışmayın, kendinizi boş yere yıpratmış olursunuz.

2. Bir “yapılandırma” sürecinde çok sayıda taraf vardır ve hepsi de benzer öneme sahiptirler. Şirket hissedarları, alacaklı finans kurumları, alacaklı satıcı ve tedarikçiler, müşteriler, çalışanlar ve kamu otoritesi. En büyük alacaklıdan başlamak çok doğaldır ama tüm taraflarlarla açık, net ve doğru bir iletişime önem verilmeli, “kazan-kazan” ilkesi samimi ve gerçekçi bir şekilde tüm taraflarca paylaşılmalıdır. Bu ilke doğrultusunda kurumlar tüm taraflarla ilişkisini yürütmeli ama bu “kriz yönetimi” esnasında “operasyon” asla başıboş bırakılmamalıdır. Şu ana kadar saydıklarımızı yönetmek sıkı ve adanmış profesyoneller, zaman, enerji ve umut gerektirir. Şirket patronlarımız bunu “dar / daraltılmış kaynaklar” ile yapamayacaklarını bilmeli, çalışanların / danışmanların maaş, ücret, prim vb tüm alacaklarını zamanında ödemeli, gerekiyorsa bunun için kendi şahsi kaynaklarını devreye sokmalıdırlar.

3. Tüm alacaklılar bir “güven arayışı” içinde olacaklardır. Şirketin yapılandırma planı sonunda borç ve ödeme servisi yapabilecek duruma gelebileceğinin net işaretlerini görmek isteyeceklerdir. Dolayısı ile bir yapılandırma planı sadece nakit akış, karlılık vs projeksiyonları kapsamaz, beraberinde “senaryo analizlerinin” de olması gerekir. Hangi ürünler? Hedef pazar payı? Tedarik ve üretim zinciri? Yeterli ve kalifiye personel? Özsermaye? Hukuki yükümlülükler? Her soru işareti bir “konsantrasyon” maddesidir ve herbirine cevap verilebilmeli dolayısı ile “ev ödevi” doğru yapılmalıdır. Bence bugüne gelirken nelerin yanlış yapıldığının itirafı ve bunlar için alınacak “önleyici / düzeltici” önlemler bu yapılandırma ön çalışmalarının en önemli parçalarındandır. Einstein’ in meşhur ifadesi ile “hiçbir problem kendisini oluşturan koşullar içinde çözülemeyeceğine” göre, alacaklılar “resme yukarıdan / dışarıdan bakan farklı bir bakış açısını” da görmek isteyeceklerdir.

4. Her ne kadar yapılandırma “tüzel kişiler için, tüzel kişiler adına” yürüyen bir süreç olsa da “hissedar ve ortakların kişisel ticari ve toplumsal itibarlarını” derinden etkileyeceği unutulmamalıdır. Bu nedenle yapılandırmanın samimiyetine zarar verebilecek, soru işareti oluşturabilecek yanlış adımlardan aile fertleri de dahil olmak üzere tüm hissedarlar kaçınmalıdırlar. Lüks tüketimin devam etmesi, diğer grup şirketlerinin ticari basirete sığmayacak tasarrufları, ülke dışına kaynak transferi gibi olumsuz algılanacak tüm adımların eninde sonunda ortaya çıkacağı bilinmelidir. Çoğu zaman, özellikle “konkordato ilanı” ciddi bir ticari itibar kaybı getireceğinden piyasada çek veya senetle iş yapılamayacaktır. Ancak nakit para iş görecek, bu da sürdürülebilir olmaktan hızla çıkacaktır. Bu itibar erozyonu çoğu zaman hissedarlar için ömür boyu sürecek bir kan kaybı getirebilir, konunun önemine binaen gerekli adımlar birinci günden itibaren doğru bir şekilde atılmalıdır. Yapılandırma kararını takiben varlık satışı gerekliyse yapılmalı, özsermaye desteği gerekiyorsa sağlanmalı, alacak temliki gibi hususlarda amiyane tabirle çamura yatılmamalıdır.

5. Son yazacağım “zamanlama” ile ilgili. Yükümlülüklerinizi zamanında yerine getirip getiremeyeceğinizi bilemiyorsanız yani herhangi bir “t anında” nerede olduğunuzu ve nereye gittiğinizi gösterecek bir “raporlama sistematiğiniz, veri tabanınız, alarm mekanizmalarınız” yoksa durum zaten vahim. Yapılandırma çalışmalarında gecikilecek her bir gün çok daha büyük maliyetlerle çıkacaktır karşınıza. Bu nedenle “raporlama ve yorumlama mekanizmalarına yatırım” krizdeyken de, henüz yakalanmamışken de çok önemli. “Anahtar göstergelerin” çok daha sık aralıklarla takibi yapılandırma süreçlerinde nereye doğru gidildiğine dair hayati önem taşımakta. Dolayısı ile “bilgiye / yoruma” çok daha büyük ihtiyaç duyulacak bu süreçlerde, hatırlatmak isterim.

Yeri gelmişken bu konuyla alakalı, ilginizi çekeceğini düşündüğüm ve faydalı olacağına inandığım birkaç makalemi de aşağıya alıyorum, yukarıda yazılanların “mütemmim cüzü” olarak kabul edip, değerlendirebilirsiniz:

“Yeniden yapılanmadan yapılandırmalara gitmek” maalesef son zamanlarda kamu yönetiminde de gördüğümüz bir alışkanlık. Gıda enflasyonunu düşürmek için “tanzim satış modelini” devreye almak yani problemin köküne inmeden pansuman tedavilerle “sorunu yapılandırmak” ne sağladı bize? Fiyatlar birkaç ay içinde eski seviyelerine geri geldi..! Hepimiz takkeyi önümüze alıp “sürekli ve günün gereklerine uygun bir yeniden yapılanmanın” peşinden koşmalıyız, sonuçsuz ve kaynakları israf eden bir “yapılandırmanın” değil..!

Selamlar;

Lütfullah Kutlu

17 Nisan 2019 – Çarşamba, 13:54

Reklamlar

About LÜTFULLAH KUTLU

69 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu, yönetim danışmanı, profesyonel yönetici, evli, çocuk sahibi, insan olma sorumluluğunun bilincine varmaya çalışan...
Bu yazı İŞ YAZILARIM içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s